Mahmut Bilgin

Mahmut Bilgin

Öcalan: Bir örgüt lideri mi müzakereci bir aktör mü?

Öcalan: Bir örgüt lideri mi müzakereci bir aktör mü?

Marx'ın tanımını kullanırsak, süreç "tarihin kül rengi dönemi"ni yaşıyor. Yani içinden geçilen sürecin zora girdiği ve son derece belirsizleşen bir hale döndüğünü ifade etmek için bu tabiri kullanmak uygun düşüyor. Sürecin neleri içerdiğini, neleri içermediğini taraflar hâlâ birlikte ortaya koymuş değiller. Dahası taraflar sürecin isminde dahi uzlaşmış değil. Devletin "Terörsüz Türkiye" diye sunduğu süreç, geldiğimiz noktada yapısal bir demokratikleşme ve çözüm iradesi yerine devlet adına tek taraflı bir dayatmayı ve tasfiyeyi ortaya koyan taktiksel bir manevra olarak yürümektedir. "Dediklerimi yaparsan kardeşiz" buyurganlığı ile Kürt - Türk kardeşliği söylemini araçsallaştıran, mutlak biat isteyen bir konsept olarak kendisini göstermektedir. Bu konsept içerisinde iktidar ve devlet bloku Öcalan'ı ve DEM partiyi kendi stratejisi için siyasal bir dolgu aracı haline getiriyor. Bu süreçten Kürt - Türk eşitliği ve demokrasi çıkmayacağı aşikar. Çünkü devleti bu süreç masasına getiren ana dinamik Kürt-Türk eşitliğini sağlama ve geniş bir demokrasiyi geliştirme değildi zaten.

Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından takip eden devlet başından beri bu süreci iki ana hedef etrafında şekillendirmiştir: 1- iç cepheyi tahkim edip muhtemel bir iç çatışma zeminini kurutmak. 2- emperyal ve hegemonik güçlere karşı Ortadoğu'daki gelişmelerde Kürtlerin Türkiye ile paralel hareket etmesini sağlamak. Yani aslında Türkiye bu süreç ile birlikte hem bir yandan kendi içindeki Kürt aktivizmini sönümlendirmeyi hedefliyorken, diğer yandan ise kolonyalizmi yeni bir form ile yeniden üreterek kolonyal siyasetinin diğer ülkelerdeki Kürtleri de kapsamasını hedeflemiştir. Şu ana kadar bu hedeflerine de büyük oranda ulaşmıştır. "Bin yıllık Türk - Kürt ittifakı, Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk olmaz" şeklindeki tarih ve hakikat dışı diskur tam da bu yeni kolonyalizmin üzerine oturduğu zemindir. Bunu uygulayabilmek için de devlet ve iktidar bloğu Öcalan'a gitti. Zira devlet dört parçadaki Kürtlere etki edebilecek tek aktörün Öcalan olduğunu bildiği için Öcalan'a giderek İmralı'da bir masa kurdu. Öcalan da aynı şekilde Ortadoğu'daki gelişmeleri öngörerek Türkiye ile Kürtler'in çatışma zeminini sonlandıracak bu kapıyı açık tutma hedefiyle masadaki yerini aldı. Fakat süreç bugünlerde tam da bu noktada tarihin kül rengi dönemini yaşıyor. Öcalan masada hangi statü ile yer almaya devam edecek? Statü ve İmralı'daki yeni yerleşke konusu bu yüzden önemli ve taraflar açısından tartışma konusu olmaktadır. Sürecin başından itibaren Kürt özgürlük hareketi açısından, Öcalan başmüzakereci statüsü ile tanımlanırken, devlet hiçbir zaman böyle bir tanımlama yapmadı. Dahası devlet bir müzakerenin varlığını dahi kabul etmeyerek Öcalan için PKK'nin kurucu lideri tanımlaması yaptı. PKK'nin kurucu lideri olarak Öcalan kendisi ve hareketi açısından atması gereken adımları atarak etkili bir aktör olduğunu ortaya koydu. Ancak PKK kendini feshettiğine göre kurucu lider statüsü de boşlukta kalmış oluyor. Devlet Bahçeli'nin "Öcalan'ın statü sorununu nasıl çözeceğiz" çıkışı da bu soruna işaret ediyordu ki iktidar kanadından herhangi bir karşılık bulmadı şimdiye kadar. Görünen o ki Devlet Bahçeli'nin düşünüldüğü kadar karşılığı yok. Zira bugüne kadar söylediği tüm çağrılar havada gezen cümleler olmaktan öteye gitmedi. İlerlemeyen fakat var olan süreç tam da burada bir kırılma ile karşı karşıya kalıyor. Yani konu cezaevi koşullarından konut koşullarına geçmek değildir. Konu cezaevi yada konut koşulları da olsa, Öcalan'ın İmralı adasında ne olarak kalacağıdır. Öcalan bir müzakereci aktör mü yoksa kendisini feshetmiş bir örgüt lideri olarak mı masada olacak? Teknik gibi gözükse de içerik bakımından taraflar açısından hayati bir konudur bu.

Görünen o ki bu, Öcalan ve Kürt hareketi açısından sürecin devam edip etmeyeceğini belirleyen bir konudur. Zira sürecin bundan sonrası için gerçek ve içerikli bir müzakereye geçilmemesi, bunun hukuki ve tanımlanan bir statü ile sürdürülmemesi ve artık devletin üzerine düşen adımları atmaması demek, Öcalan'ın gücünün devlet tarafından Kürt dünyası üzerinde kullanılması anlamına gelecektir. Ki Öcalan kendi gücünün devlet ve iktidarın stratejik ve taktik hedefleri için kullanılmasına sonsuza dek müsade etmeyecektir.

Öcalan'ın statüsü meselesi önemlidir. Kimi çevrelerinin iddia ettiği gibi, bu Öcalan'ın konforuyla veya kişisel durumuyla ilgili değildir. Bu yüzeysel bir bakıştır. Zira şu an masada Öcalan var. Dolayısıyla masada olan Kürt aktörün statüsüdür söz konusu olan. Unutmayalım ki her bir tanımlama bir statü, her bir statü ulusal ve uluslararası bir hukuk doğurur. Öcalan'ın statüsü Kürt meselesinin nasıl konuşulacağını direk etkileyen bir konudur. Fakat devlet açısından Öcalan'a müzakereci statüsü tanımak demek Kürt meselesini resmen tanımış olmak ve iki müzakereci tarafın ortaya çıkması demek olur. Böyle bir adım Öcalan'ı ve Kürt meselesini "terör" denkleminden çıkarıp Kürtler'in hakları ve siyasal bir mesele denklemine taşıyacaktır. Dolayısıyla süreç "Terörsüz Türkiye süreci" olmaktan çıkıp demokratikleşme ve haklar sürecine dönüşecektir. İşte bu, devletin bu sürece girme hedefleriyle örtüşmüyor. Tıkanma da burada doğuyor. Devlet Öcalan'ı kullanmak istiyor ama Öcalan'ın statüsünü değiştirmek istemiyor. Çünkü Öcalan'ın statüsünün değişmesi demek Kürt meselesinin devlet bakımından içeriğinin değişmesine yol açacaktır. "Örgüt lideri Öcalan" demek Kürt meselesinin güvenlik ve silahsızlanma kıskacında kalması demek oluyorken, "başmüzakereci Öcalan" demek ise Kürt meselesinin hakları içeren siyasal bir mesele olması demektir.

Süreç burada tıkanmış görünüyor. Devlet Öcalan'a bir statü ve hukuki tanıma vermeden defacto şekilde sürecin devam etmesini istiyor. Fakat süreç bu şekilde uzun bir süre daha devam edemez. Bu biçimiyle devam edecek bir süreç, çatışmasızlığı sürdürebilir halde tutar fakat ne Kürt sorunu nede demokratikleşme konusunda bir çözüm doğuramaz. Kürt meselesinin çözüm yöntemi değişmiş olabilir fakat meselenin kendisi değişmemiştir. Bugün hâlâ Kürt sorunu, Kürtlerin kolektif haklarıyla birlikte tanınması, statü ve egemenlik meselesini içeren bir siyasal sorundur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Bilgin Arşivi