Mahmut Bilgin

Mahmut Bilgin

Okullar, şiddet, çocuklar

Okullar, şiddet, çocuklar

Bu üç sözcük asla yanyana gelebilecek sözcükler değil aslında. İlgilenenler daha derin düşünürse şiddetin esas kaynağının çocuklar ve sebebinin de okulların kendisi olmadığını görür. Fakat kolay izahı seçersek "bir çocuk okulda şiddet saçtı" deyip geçebiliriz konunun üzerinden. Oysa sağında şiddetin olduğu solunda şiddetin sebeplerini örtbas eden devasa bir sistem ve toplumsal ilişkilerin olduğu bir ülkede, şiddetin her türünün olması dışında bir çıktı beklenemez. Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar. Okullarda artan şiddet olaylarının "güvenlik ihmalleri" ile izah edilmesi ve "güvenliğin arttırılması"nın çözüm olarak sunulması sadece şiddeti yeniden üretir. Okulları AVM, havaalanı, ordu evi, polis lojmanı gibi düşünerek çözümler aramak kestirmeci, yüzeysel olduğu gibi, meseleyi hiç anlamamış olmak yada meselenin kaynağını bilerek karartmak çabasıdır.

Okullarda artan bu şiddet vakalarını nasıl anlamalıyız? Bu tür olaylarda sosyolojide ahlâkî panik olarak tanımlanan, tepkilerin galeyan şeklinde gösterilip kaynağına inilmeden çabucak sönümlenmesi vicdani olarak rahatlamamıza yol açarken herhangi bir sonuca ulaşmamızı da engelliyor. Öncelikle bu bireysel şiddet fiilleri tekil sapmalar değil; toplumsal yapıların birer çıktısıdır. Yani münferit cinnet vakaları olmayıp yapısal birer olgudur bunlar ve bir çok sebebi var. Bu saldırılar aslında intihar amacıyla tasarlanmış olaylardır. Saldırgan çocuklar canlı kalmayı tasarlayarak gerçekleştirmiyor saldırıyı. Bunu gözden kaçıramayız. Rekabetin aşırı yüceltildiği, başarısızlığın utanç olduğu bir toplumsal yapıda, sosyal dışlanma ve akran zorbalığı ile karşılaşan çocuklar çoğu zaman sapkın stratejilere yönelir ve yaşadığı üst derecedeki gerilimi en yıkıcı şekilde dışavurur. Yani bu okul saldırıları toplumsal dokunun ve sistemin ürettiği ve çocukların çözümleyemediği psikososyal krizlerin dışa vurumudur. Daha vahimi çocuklar (çocuklar sözcüğünü özellikle bilerek kullanıyorum, kullanmalıyız) bu şiddet eylemini zihinlerinde meşru bir tepki olarak yerleştirmişler. Ve bu şiddet eylemleri görünür olup tekrarlandıkça benzer çıkmazlar yaşayan çocuklar için bir model olmaktadır. Çocuk ve ergen ekosistemine dair özgün düşünmeden, çocuk ve ergenlerin biz yetişkinlerden farkı yokmuş gibi düşünerek işin içinden çıkamayız. Çocukların eşitsizliklere, zorbalıklara, çeşitli baskılanmalara verdikleri tepkilerin sorumluluğu bize ve devlete aittir.

İkinci olarak belirli tipteki erkekliklerin günün her saati model olarak sunulduğu, sokak başına bir çetenin düştüğü ve gücün burada olduğunun gösterildiği, bunun her akşam bütün TV kanallarında dizi yoluyla verildiği, mafyanın meclis kürsülerinde pohpohlandığı, silaha erişimin ilaca erişimden daha kolay olduğu, şiddet oyunlarının çocukların önüne serildiği ve yoksulluğun "kadere" dönüştüğü bir yerde yalnızlaşan, kendini ifade edecek bir yer bulamayan, yoksullukla ve çeşitli dışlanmalarla cebelleşen, güvensiz ve şiddet dolu bir ortamda çocukların sağlıklı tepkiler göstermesi beklenemez. Ve yine akran zorbalığı topluma yayılan şiddetin alarm zilidir, fakat normal görülüyor, kanıksanıyor. Ne aile bünyesinde, ne okullarda nede dışarıda çocukları böyle bir ortamdan koruyacak hiçbir mekanizma yok ne yazık ki.

Üçüncüsü okulların kendisidir ve belki de konunun özüdür. Bugün "çocuklar için okul nedir?" sorusuna hakiki yanıt veremezsek, okullarda artan bu ağır şiddet eylemlerini tam olarak anlayamayız. Kabul edelim ki günümüzde okul dediğimz şeyin kendisi de dönüşmüştür. 2000'lerin öncesi yada başları gibi değildir. Tıpkı aile olgusundaki değişim gibi okul olgusu da değişmiştir. Günümüzde okul çocuklar için çok bir şey ifade etmiyor doğrusu, okul çocukları heyecanlandıran bir kavram değil artık, çocuklara gelecek duygusu vermiyor, umut aşılamıyor. Yani okul kavramı çocukların zihninde bir psikolojik motivasyon unsuru olmaktan çıkmıştır. Çocukların her gün okula gidip gelmesinde bir tahayyül, bir bilinçsellik ve bir amaç yoktur. Mecburi oldukları için, başka bir yol bulamadıkları için okula gidiyor çocuklar. Okul günümüzde bir sistemdir ve o sistemde 100 kişiden en başarılı 10 kişi önemlidir, geriye kalan 90 kişiye okul sistemi hiçbir umut vaat etmiyor. Bu sistem geriye kalan 90 kişiye değersizlik ve önemsizlik duygusu veriyor sadece. 14-18 yaş arasındaki çocukların bu duyguyla sağlıklı şekilde baş etmeleri imkansızdır. Tam da bu noktada diziler, ikonlar, savaş oyunları, yeni nesil çeteler...onların baş edememe hallerine "çare" oluyor. Yani okul kavramının kendisi ile çocuklar arasında bir anlamsal bağ kalmamıştır.

Diğer bir konu ise mevcut eğitim sisteminin kendisidir. Eğitimin merkezinde öğretmen ve okul varken, merkeze bir işletme mantığıyla veli ve öğrenci memnuniyetinin alınarak öğretmenlerin etkisizleştirilip itibarsızlaştırılması, Abdülhamit'in jurnalci sisteminin modern uygulaması olan CİMER'in öğretmeni etkisiz kılıp öğrenci öğretmen arasında olması gereken disiplini yok ederek öğretmeni horlayabilme cesareti vermesi, 12 yıllık temelsiz zorunlu eğitim sisteminin etkileri, özel okul furyası, dershaneler, bitmek bilmez sınavlar. Yani eğitim sisteminin neoliberal politikalar sonucu ticarethaneye dönmesi eğitimin iflası olmuştur.

Hasılı okullardaki şiddet sorununun bir çok sebebi var. Ahlâkî panik ile iki üç gün bağırıp çağırıp işin içinden çıkamayız. Problemi doğuran düzeni bütünlüklü görüp anlamadan ortaya konulacak her çözüm yolu sorunu yeniden üretmek dışında bir sonuç doğurmayacaktır. Başta yazdığım gibi testinin içinde ne varsa dışına da o sızar! Fakat yetişkinler, ebeveynler, eğitim paydaşları, medya, iktidar ve muhalefetiyle hepimiz sadece şundan emin olalım: bütün çocuklar çok küçük yaştan itibaren bir değer olmayı istiyor. Onların bir değer olduğunu gösterebilecek çok güçlü argümanlarımız olmak zorunda, yoksa da yaratmak zorundayız. Yani testiyi yepyeni şeylerle doldurmak zorundayız. Aksi takdirde gelecek adına hepimize geçmiş olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Bilgin Arşivi