Değişim- küresel düzen ve Türkiye
Büyük çağrıların ve büyük sözlerin hükmünün olduğu bir zamanda yaşamıyoruz. Zamanın hızı çok artmış ve önüne geleni yırtıp atıyor. Bu yüzden retoriğe sığınmış, ezberlerle politika yapan bir söylemin kullanım süresi son derece kısıtlıdır. Siyasetin itici gücünü sağlayan retorik değil, ihtiyaçlardır. İhtiyaçlar siyasetin itici gücünü sağlamasa bile otomatik olarak araçları belirler. Filozoflar felsefelerinden sorumludurlar, politik aktörler ise amaçlarını gerçekleştirme becerileri ile yargılanırlar. Ayrıca amaçlanan koşullar -hedefleri kastetmiyorum- gerçekleştiğinde, değişikliği fark etmeme hatasına düşmemek politik aktörlerin olmazsa olmaz özelliğidir. Politik aktörler, içinde mücadele ettikleri koşulları yaratamazlar. Onların belirleyici katkıları, mevcut koşulların izin verdiği sınırlar içerisinde mücadele etmelerine bağlıdır. Eğer bu limitleri aşarlarsa çökerler; eğer gerekli limitlere ulaşmakta yetersiz kalırlarsa mücadeleleri durağanlaşır. Eğer doğru düzgün, elle tutulur bir şeyler kurarlarsa, tarafların içinde tarih boyunca sürecek yeni ilişkiler yaratabilirler. Zaten kendi potansiyeline sadece irade gücü ve ideolojik sorumlulukla ulaşılamaz, doğru reel politik ile ulaşılabilir. Gerçekte politikanın esas çerçevesi bunlardır. Küresel ve bölgesel politikalara bu esas çerçeve üzerinden bakabilirsek doğruya yakın sonuçlara ulaşabiliriz.
Bugün hepimizin sezdiği en temel duygu değişim duygusudur. Muazzam bir değişim hazırlanmaktadır. Gelecek 10-20 yılda dünya ve insanlık son 200 yıldakinden daha büyük dönüşümler yaşayacak. Artık küresel kapitalizmin programı değişmekte, afişte uzun süre kalan programın devam etmesi istenmemektedir. Bugün olan biten şudur: kendi kendiyle uğraşan bir uygarlığın kendi üzerindeki çalışmasıdır söz konusu olan. Saf teorik belirlemeyle söylemek gerekirse: rakipsiz kapitalist uygarlık geleceğini şekillendiriyor, hatta şimdileştiriyor. Geleceği şimdinin içine parça parça ve meşru bir şekilde yerleştiriyor. Her şey öylesine bir hızla, ritimle cereyan etmektedir ki çağdaşlar asla tedbir alamamaktadır. Bu muazzam değişim hızı her birimizin zihninde her olay karşısında birçok soruya da ebelik ediyor. Ve bence bu bir zaaf değil; aksine kıymetlidir. Çünkü sorular cevaplardan daha soyludur. Hem sorular değil midir insanı insan yapan şey! Elbette net cevaplar bulmak kolay değildir. Çünkü bu aynı zamanda kapitalist uygarlık açısından bir kriz zamanını da ifade etmektedir. Fakat bu kriz kapitalizmin çöktüğü yada çöküyor olduğu anlamına gelmez. Zaten kapitalizmin çöküşünün sesi çok daha başka gelir, böyle gelmez. Kapitalist uygarlık arazlarla dolu da olsa, yüzyıllar boyunca yavaş yavaş yerleşmiş bir yapıdır, ayrıca zırhlı ve dişlidir, acımasızdır. Verili kapitalist düzenin inci gibi işlenmiş kodlarını küçümseyerek, büyük bir aydınlığa çıkacağımızı beklemek ya da sosyalizm hayaletinin dolaştığını düşünmek safdil bir çıkarım olacaktır. Çeşitlilikler arasında köklü açıklamalara ulaşmak, tüm olup bitenlere tümleyici bir bakışla bakmak oldukça güç. Zira sürecek olanla eriyip gidecek olan hemen aynı ağırlıkta yan yana olacak, hatta bazen eriyip gidecek olan, sürecek olanı aşıp geçecek. Akıbetimizin ne olacağı henüz belirginleşmedi ve öngörülebilir olmaktan uzak. Fakat şurası kesin: bugüne kadarki "normal" geri dönmeyecek! Çünkü dünya bir sarsıntılar ortamıdır, her şeyin aralıksız devindiği bir ortam. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söylemek mümkün: bu bir küresel krizdir ve her kriz kırıcıdır ayrıca da kurucudur. Yine şunu da söyleyebiliriz: kapitalizm çökmüyor fakat 2. Dünya savaşından sonra ABD liderliğinde oluşturulan düzenek çöktü. Yani dünya düzeninin bir düzeneği çöktü. Marshall Planı yeni bir sistem getirmişti, kırılan bu düzendir. Bu krizi gören finans kapital, bütün mekanizmalarını harekete geçirerek adeta bir lavabo deliğinden aşağı hızla sürüklenen, 2. Dünya savaşından sonrası kurulan dünyanın gidişatına yeni bir yön vermeye çalışmaktadır.
Dolayısıyla bizim her gün konuştuğumuz tekil olaylar ve aktörler (İran, Suriye, İmralı görüşmeleri, CHP'ye operasyon, Bahçeli, Filistin..)aslında birer vakadır, olgu değildir. Olgu finans kapital ile ilgilidir ve küresel ölçektedir. Nasıl ki birinci küreselleşme dünya çapında geometrik şekilde yayıldıysa, ikinci küreselleşme dönemi ve etkileri de geometrik şekilde yayılacak ve bundan herkes etkilenecektir. Gökyüzü yıkılınca benim hasırıma değmez diye düşünenler varsa şayet, kafasına düşecek ilk göktaşına kadar sürecektir o hayali. İkinci küreselleşme dönemi kendini birey, aile, ekonomi, silahlı örgütler, ulusal meseleler, din, toplumsal yapılar ve devlet düzenleri olmak üzere her alanda gösterecektir. Bütün bu devinimin ortasında yaşamın, alıştığımızın dışında bir seyir alması, sosyal ve siyasal düzen ile bütün tecrübelerimizin büyük oranda geçersizleşebileceği mümkün görünüyor. Ezcümle bu muazzam değişim herkes açısından sancılı olmaktadır, olacaktır. Küresel güçlerin kendi çatışmaları ile birlikte devletlerin ve siyasi toplumsal hareketlerin kendi içindeki güç odaklarının çatışmalarına da tanık olacağız. Yine ulus üstü sermaye ile ulus-sermaye devletler arasında mücadele yükselecektir. (1813'te Napolyon'un İngiltere ile girdiği Waterloo savaşından beri küresel mücadeleyi hep küresel sermayenin kazandığını unutmayalım. Bu kez de kazanacak hazırlığı yapmış görünüyor.)
20.yy devasa bir endüstri ve iş dünyası mezbahası idi. Görünen o ki 21.yy. ise devasa bir dijital mezbaha olacak. Kapital asla uyumaz ve kapital sadece para değildir, esas olarak üretilen üründür. Küresel sermaye diye tanımladığımız şey ulus ve devletler üstü dev imparatorluklardır. Bu büyük finans kapital bir süredir eksen değiştiriyor, kendini yeniliyor. Kapitalizmin merkezi bir anlamda Batıdan Doğuya kayacak görünüyor. Çin yeni kapitalizmin merkezi olmaya adaydır. Finans kapital tarafından tam dönüşümü sağlanarak küresel kapitalizmin yeni merkezi olacak görünüyor. Kapitalizm vaktinde Japonya'yı da dönüştürmüştü. Japonya'yı önce dövdüler -bomba atarak- sonra sevdiler -kapitalizm ile-. Denilebilir ki bir Pasific yüzyılına giriyoruz. Bu sebeple Ortadoğu'da yeni bir düzen kurularak, stabil hale getirilmesi hedefleniyor. Çin-ABD rekabeti silahlı bir çatışma alanına dönmeden, kapitalizmin iç rekabeti olarak yükselecek. Denklem ekonomi ve güvenlik ekseninde devam edecek. Fakat öyle görünüyor ki kapitalist sistem kendini reforme edecek ve gelecek devri Çin öncülüğünde bir yüksek tekno- totaliter hegemonik sistem üzerinden kurgulayacak. Tedarik liderliğinde Çin yükselecek, para büyük oranda Asya'da kalacak. Çin devleti böylesi büyük ölçekli tekno kapitalist dönüşüm sürecine hazırlıklı görünüyor. Süreç, ekonomisi güçlü, hammaddeleri ve üretim dinamiğini elinde tutan Çin'den yana görünüyor. ABD ise sahnede kalmaya devam edecek. Fakat artık kendi toplumsal, siyasal, ekonomik bunalımları olan, yüzyıllık hegemonik güç olmanın yarattığı ağır bagajları ile birlikte biraz yaşlanmış bir süper güçtür. Bu ağır geçmiş artık onun sırtına binmeye başlamış ve onu ağırlaştırıp kararsızlıklara, tutarsızlıklara sürüklemektedir. Kendi iç çatışmaları da yükselecek görünüyor. Bu olgular ABD'nin bu devasa küresel dönüşümde dezavantajı olacaktır. AB hükmen mağlup olmuş ve oyun dışı kalmış gibi görünüyor. Fakat bu büyük değişimden o da etkileniyor ve bir yol bulmaya çalışacaktır. İngiliz emperyalizmi ise kaybettiği hegemonya hissesini ABD'den geri istiyor. Denilebilir ki İngiliz emperyalizmi 1. Dünya savaşı sonrasındaki statükonun yeniden inşası peşindedir. Bu bakımdan Kral Charles'ın geçen ay ABD kongresinde yaptığı üstenci ve iğneleyici konuşması bu anlamı içeren önemli bir konuşmaydı.
Türkiye'de olup bitenleri bunlardan bağımsız, kendine özgü, "Türk tipi" işlermiş gibi düşünmek Türkiye'ye dünyadan bağımsız bir güç özelliği yüklemek olur. Türk devlet aklı -bence kesinlikle vardır- bunları büyük oranda öngörmüş ve 2016'dan itibaren bu küresel değişimin kendisi bakımından hazırlığını yapmıştır. 2016 Yenikapı süreciyle birlikte yeni bir rejim oluşturuldu. Ben bu yeni rejimi Nisan 2025 tarihli yazımda "İstisnai Durum Rejimi" olarak tanımlayıp yazdım. Bana göre Türkiye'de 2016'da iktidar değişikliği gerçekleşti. AKP'nin kuruluş zihniyeti ve kurucu kadrosu tasfiye edildi. AKP'den geriye bu yeni rejim ile anlaşan Erdoğan kaldı sadece. Bu yeni rejim seçimlerle ve seçmen iradesiyle inşa edilen bir rejim olmadığı gibi, artık seçimlerle yıkılacak bir rejim de değildir. Seçimlerin işlevsiz hale gelmesi tam da bu yeni rejimi inşa sürecinin bir sonucudur. Bu bakımdan 2016'da gerçekleşen şey sadece bir iktidar değişimi de olmayıp yeni bir rejim kompleksinin inşasıdır. Bu yeni rejim kompleksi askeri ve istihbaratı güçleri, cumhuriyetçi ittihatçı seçkinleri, ülkücü faşist odakları, çok sıkı örgütlü teknokrat, bürokrat, sivil ve siyasi bloğu içeriyor. Bu yeni rejimin sözcülüğünü ise Bahçeli yapmaktadır. Ve bu yeni rejimin, sınırlarının ötesinde büyük bir Türkiye tasavvurunun olduğu görünüyor. Bu yüzden de bu yeni rejim sahipleri içeride de esasen Erdoğan ve Bahçeli sonrası Türk devlet yönetiminin, iktidar yapısının ve muhalefetinin hazırlığını yapmaktadır. İmamoğlu operasyonu da İmralı'daki görüşme süreci de Özgür Özel CHP'sine yönelik mutlak butlan kararı da bu sürecin tamamlayıcı parçalarıdır devlet açısından. Kısaca seçimlerden ve meclisten bağımsız hareket eden yeni bir güç mimarisidir karşı karşıya olduğumuz rejim kompleksi. Ve hedeflenen şey 2016'dan sonra kurulan bu güvenlik-jeopolitik devlet hattındaki güç mimarisinin Erdoğan ve Bahçeli sonrasında da devam etmesidir. Dolayısıyla bu yeni rejim sahipleri seçimle gelmediler, seçimle de gitmeyecekler. Erdoğan ise artık bu yeni rejim yöneliminin siyasal taşıyıcısıdır sadece. Kısaca bugünden sonra Türkiye'deki mesele sadece iktidar veya muhalefet meselesi değil; oluşan yeni rejim kompleksidir. Dolayısıyla bütün muhalefetin ve Kürt siyasi hareketinin önündeki soru şudur: Türkiye'de bu yeni rejim kompleksini kırabilecek, alternatif rejim kurabilecek ve kurumsal dönüşümü yapabilecek kapasite var mıdır? Çünkü bu yeni güç mimarisini sadece seçim kazanarak etkisizleştirmek mümkün değildir artık. Ol sebep hakiki muhalif demokratik bir zihnin odaklanacağı mesele seçimler değil; bu ana sorudur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.