Mustafa Yıldız

Mustafa Yıldız

Kahramanmaraş ve Siverek güvenlik zaafı değil, eğitim sisteminin sorunudur

Kahramanmaraş ve Siverek güvenlik zaafı değil, eğitim sisteminin sorunudur

Türkiye’de son yıllarda giderek daha sık karşılaşılan bir gerçek var: okullar artık sadece öğrenme mekânları değil, aynı zamanda kontrol edilmesi zor bir gerilim alanına dönüşüyor. Öğrenci şiddeti, akran zorbalığı ve zaman zaman silahlı saldırı vakaları, eğitim kurumlarının “güvenli alan” olma niteliğini sorgulatıyor. Bu tabloyu yalnızca “asayiş sorunu” olarak görmek kolaycı bir yaklaşım olur. Çünkü mesele, okulun kapısında değil; okulun içinde, hatta müfredatın ve eğitim anlayışının tam merkezinde başlıyor.

Gazi Üniversitesi’ndeki eğitim müfettişliği öğrenciliğim yıllarımda hocamız Prof. Dr. Yahya Kemal Kaya’nın “İnsan Yetiştirme Düzeni” adlı eserinde vurguladığı o sarsıcı gerçek bugün daha da berrak: “Eğitim, insanı bütün yönleriyle inşa etmiyorsa; geriye sadece bilgiyle donatılmış ama duygusal ve toplumsal açıdan sakatlanmış bireyler kalır.” İşte hocamızın belirttiği bu eksiklik, bazen sessizce bir kırılmaya, bazen de çok daha görünür bir şiddete dönüşür. Ortada açık bir gerçek var: Türkiye’de okullar artık sadece eğitim verilen yerler değil, aynı zamanda önlenebilir krizlerin yaşandığı alanlar haline gelmiştir. Ve bu durum bir tesadüf değil.

14 yıllık Eğitim Müfettişliği tecrübemle açıkça ifade etmeliyim ki; Siverek’ten, Kahramanmaraş’a uzanan bu şiddet sarmalı "münferit" birer olay değildir. "Münferit" kelimesi, artık sistemsel hataların üzerini örtmek için kullanılan bir bahaneye dönüşmüştür.

Her olaydan sonra aynı cümleler kuruluyor: “Gerekli önlemler alınacak.” “Güvenlik artırılacak.” “Soruşturma başlatıldı.”

Peki sonuç? Bir sonraki olay. Sorun hâlâ yanlış yerde aranıyor.

Okul kapısına güvenlik görevlisi koyarak, kamera sayısını artırarak veya koridorlarda devriye gezdirerek… Bir sistem kendini rahatlatabilir. Ama bir çocuğu kurtaramaz. Çünkü sorun kapı değil. Sorun, o kapıdan içeri giren çocuğun ruh hâlidir.

Bugün eğitim sistemimiz , çocuğu anlamak yerine onu yönetmeye çalışıyor. Duyguyu görmek yerine davranışı cezalandırıyor. Bir öğrenci içine kapanıyor → “uyumsuz” deniyor. Öfkeleniyor → “disiplinsiz” deniyor. Ve sistem, anlamadığı her şeyi dışarı itiyor. İşte kırılmada tam burada başlıyor.

Sosyolojide Toplumla bağın koptuğu, bireyin kendini hiçbir yere ait hissetmediği anı, “anomi” kavramı ile açıklıyor. Bu kavram bu günkü okul ve eğitim sistemimizi anlatmak için neredeyse birebirdir. Çünkü, bugün bazı öğrenciler için okul tam olarak böyle bir yerdir. Kendilerini ne ait hissediyorlar, ne görülüyorlar, ne de gerçekten dinleniyorlar.

Yine psikoloji bilimi bize “Büyük eylemlerden önce niyetler dışarı sızar.” Demektedir. Yani bu çocuklar aslında konuşuyordu. Ama bizim eğitim sistemimiz ve sistemin yapılanması bunu duymuyor ve göremiyor. Çünkü sistemin böyle bir refleksi yok.

Okullarda Rehberlik servislerinin yetersizliği var.* Rehber öğretmen eksikliği; bir öğrencinin bu noktaya gelene kadar yaşadığı travmaları fark edecek uzman gözlerin okulda bulunmaması anlamına gelmektedir. Rehberlik servislerinin yetersizliği, öğrencilerin psikolojik ihtiyaçlarının anlaşılmasını engellemektedir.

Bir insan, yıllarca yalnızca rekabet, sıralama ve başarısızlık korkusu içinde yetiştirildiğinde; okul onun için bir gelişim alanı olmaktan çıkıp bir baskı alanına dönüşür. Baskı ve sorunlar biriktiğinde ise, bazen sessizlik olur, bazen de patlama.

Bugün açıkça konuşmak gerekiyor: Bu olaylar bir güvenlik açığı değil, bir yönetim zaafıdır.

Çünkü: Riskli öğrenciyi erken tespit eden bir mekanizma yok. Psikolojik destek sistemi kağıt üzerinde kalıyor. Okul içi şiddeti önleyen bütüncül bir politika yok. Ve en önemlisi: Sorun kabul edilmiyor.

Türkiye’de eğitim tartışmaları çoğu zaman teknik başlıklara sıkışıyor: sınav sistemi, müfredat, ders saatleri… Oysa asıl mesele daha derinde: Nasıl bir insan yetiştiriyoruz?

Okulda yaşanan şiddet olayları, bu soruyu artık ertelenemez hale getiriyor. Çünkü eğitim sadece bilgi üretmez; aynı zamanda karakter, ilişki biçimi ve toplum algısı üretir.

Ve belki de en önemli gerçek şudur:

Eğer okul insanı iyileştirmiyorsa, başka yaralar üretmeye başlayabilir.

Bir devlet, en çok kimi koruyarak ölçülür? Tabi ki Çocuklarını.

Eğer çocuklar okulda bile güvende değilse, kendini okula ait hissetmiyorsa, orada sadece bireysel hatalar değil, sistemsel bir başarısızlık vardır.

Sorulması gereken doğru soru şu:

Bu kadar işaret varken, neden hiçbir şey yapılmadı? Ve artık en sert cümleyi kurmanın zamanı: Bu çocuklar bir günde kaybedilmedi. Bir sistemin ihmaliyle, göz göre göre kaybedildi.

*(MEB mevzuatına göre rehber öğretmen (psikolojik danışman) norm kadroları okul türüne ve öğrenci sayısına göre değişmektedir: İlkokullarda 300, ortaokul ve imam hatip ortaokullarında 150, anaokullarında 150 öğrenci sınırına ulaşıldığında 1 rehber öğretmen normu verilmektedir.)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yıldız Arşivi