Gücü dönüştürmek gerekiyor
Diyarbakır da 21 Mart Newroz kutlamasında konuşan kişi 30 yılı aşkın süre cezaevinde kalan bir siyasetçidir. Konuşmasında aşağıdaki cümleyi kuruyor.
“Size bu meydandan söz veriyoruz: Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar! Bunlara müsaade etmeyeceğiz!” Bu cümle çok çok önemliydi.
Şöyle ki;
Tarihte birçok siyasal hareket aynı soruyla yüzleşti:
Bedel ödeyenler geri döndüğünde, siyaseti nasıl şekillendirir?
Bu sorunun cevabı hiçbir zaman sadece güç olmadı.
Çünkü siyaset, gücün değil; gücün kabul edilme biçiminin adıdır.
Diyarbakır’daki son tablo, bize bir şeyin geri döndüğünü gösteriyor:
Hafıza… irade… ve sertlik.
Ama asıl mesele şu:
Bu sertlik, siyaseti kurabilecek mi?
Siyaset teorisi bize basit bir ayrım öğretir:
Bir güç vardır,bir de o gücün meşruiyeti.
Siyaset bilimi bunu üçe ayırır:
Gelenek
Karizma
Hukuki-rasyonel düzen
Cezaevinden çıkan ya da yıllarca dağda kalan siyasetçiler
çoğunlukla ilk ikisine dayanır:
Geçmişin ağırlığına ve mücadelenin karizmasına.
Ama modern siyaset üçüncüsü olmadan işlemez.
Sandık… kurum… temsil…
İşte tam bu noktada gerilim başlar.
Bu konuda siyaset bilimcileri
ise meseleyi başka türlü anlatır: “İktidar sadece zorla kurulmaz,
aynı zamanda rıza üretilerek kurulur.”
Eğer bir hareket, sadece “doğruyu ben temsil ediyorum” diyorsa,
ama toplum o doğruda kendini bulmuyorsa… Orada güç vardır ama hegemonya yoktur. Ve hegemonya yoksa, siyaset eksiktir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele tam da bu.
Cezaevinden çıkan siyasetçiler,
haklı bir yerden konuşuyor.
Ama haklı olmak,
her zaman kabul görmek anlamına gelmez.
Siyaset, haklılık ile kabul arasındaki ince çizgide yürür.
Siyaset kuramcısı H Arent şiddet üzerine adlı kitabında,
daha sert bir uyarıda bulunur;
“Güç ile şiddet aynı şey değildir.
Güç, insanların birlikte hareket etmesinden doğar.
Şiddet ise, bu birlik zayıfladığında devreye girer.”
Eğer bir hareket, kendi içindeki farklılıkları yönetemezse,
önce dili sertleşir…
sonra yöntemleri.
Bu yüzden iç dengeyi kurmak, dış mücadeleden daha zordur.
Dünyadaki birçok örnek bize şunu gösterdi:
Afrika Ulusal Kongresi mücadele geçmişini inkâr etmeden siyasallaşmayı başardı
IRA silahlı geçmiş ile demokratik siyaseti dengelemek zorunda kaldı.
Bu örneklerde belirleyici olan şey şuydu:
Geçmiş, geleceği belirlemedi… ama yön verdi.
Buradan bakınca, önümüzdeki yol aslında net:
Cezaevinden çıkan ya da mücadeleden gelen siyasetçiler için konu siyaseti ele geçirmek değildir.
siyaseti derinleştirmek ve yıllarca savunulan ve bu uğurda yaşamını kaybedenlerin benimsediği İlkeler ile yürümesini sağlamaktır.
Bunun yolu da üç basit ama zor adımdan geçer:
• Denetlemek yerine rehberlik etmek
• Tasfiye etmek yerine dönüştürmek
• Sertliği ilkelere saklayıp, yöntemde esnek olmak
Çünkü siyaset, sadece doğruyu söyleme sanatı değil;
doğruyu birlikte kurabilme becerisidir.
Bugün “sert kaya” olarak tarif edilen şey,
aslında bir irade beyanıdır.
Ama irade tek başına yetmez.
Eğer o irade, toplumsal karşılık bulmalıdır. Newrozda açıklanan irade tüm kesimlerde karşılık bulmalıdır.bulmazsa
bir süre sonra kendi içine döner.
Ve en büyük kırılmalar,
dışarıdan değil, içeriden başlar.
Sonuç basit ama ağır:
Güç, kendini dayattığında büyümez.
Kabul gördüğünde büyür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.