Mustafa Yıldız

Mustafa Yıldız

Evet, yapabiliriz -Yes, we can- Em ê bi hev re bikin AMA NE ZAMAN?

Evet, yapabiliriz -Yes, we can- Em ê bi hev re bikin AMA NE ZAMAN?

Diyarbakır’ın kalbi Bağlar’da son aylarda betonun feryadını duyuyoruz. 6 Ocak’ta tahliye edilen 83 can, 28 Mart’ta çatlama sesleriyle sokağa dökülen 51 vatandaş... Bu rakamlar sadece birer istatistik değil; her biri birer komşumuz, birer hikâye ve maalesef geliyorum diyen bir felaketin habercisi.

6 Şubat depremlerinin üzerinden üç koca yıl geçti. 414 canımızı toprağa verdik, binlerce yuvayı yıktık. Bugün hala Bağlar’ın dar sokaklarında bir binadan gelen "çıt" sesi, binlerce insanımızın uykusunu kaçırmaya yetiyor.

Rakamların soğukluğu ve gerçeklerin yakıcılığı

Bakanlık verilerine göre binlerce ağır ve orta hasarlı binamız var. (4000-5000) Ancak sokaktaki fısıltı daha korkutucu: "Bazı binaların hasar tespiti hatır gönül ilişkisiyle mi değiştirildi?" Eğer bu iddialar doğruysa, biz sadece binaları değil, vicdanlarımızı da enkaz altında bırakıyoruz demektir. Hasarlı binayı kağıt üzerinde "az hasarlı" yapmak, o binada yaşayan insanlara mezar hazırlamaktır. Bu vebalin altından hiçbir makam kalkamaz.

Peki, biz yerel yönetimler olarak bu üç yılda neyi değiştirdik?

Yerel yönetim sadece "İzleyici" mi kalacak?

Merkezi hükümetin hibe ve kredi destekleri elbette kıymetli, ancak yeterli değil. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin 2025-2029 Stratejik Planı’nda yer alan "Afet Master Planı" ve "Yerinde Dönüşüm" hedefleri kağıt üzerinde parlıyor. Ama Bağlar’da evinden tahliye edilen o teyze için bu planların henüz bir karşılığı yok.

Belediyecilik halkın can güvenliğini kutsal bilmektir. "Kentimizi de kendimizi de biz yöneteceğiz" diyorsak, kararları Ankara’daki masalarda değil, Bağlar’ın mahalle meclislerinde, halkla iç içe almalıyız.

Hâlâ geç değil: Bir fırsat var

Üç yıl geçmiş olmasına rağmen Diyarbakır için hâlâ önemli bir fırsat penceresi bulunmaktadır.

Stratejik planlarda yer alan hedefler hızla somutlaştırılabilir.

Demokratik katılım ilkesi; bilimsel, şeffaf ve halk odaklı bir dönüşümün itici gücü olabilir.

Merkezi hükümetin hibe ve kredi destekleri elbette kıymetli, ancak yeterli değil. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin 2025-2029 Stratejik Planı’nda yer alan "Afet Master Planı" ve "Yerinde Dönüşüm" hedefleri kağıt üzerinde parlıyor.

Ama Bağlar’da evinden tahliye edilen o teyze için bu planların henüz bir karşılığı yok.

Belediyecilik halkın can güvenliğini kutsal bilmektir. "Kentimizi de kendimizi de biz yöneteceğiz" diyorsak, kararları Ankara’daki masalarda değil, mahalle meclislerinde, halkla iç içe almalıyız.

“Kentimizi de kendimizi de biz yöneteceğiz” yaklaşımını ilkelerimiz düzeyinde yerine getirmeliyiz. Deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde bu anlayış, şeffaf ve katılımcı bir dönüşüm için güçlü bir zemin sunmaktadır.

Ne yapmalı? (Hemen, şimdi!)

Hala geç değil. Diyarbakır için hala bir fırsat penceresi var.

1. Mahalle Meclisleri Kurumsallaşmalı: Hak sahipleri, kadınlar ve gençler karar sürecinin tam merkezinde olmalı. Halkın onaylamadığı hiçbir proje başarıya ulaşamaz.

2. Şeffaflık Bir Tercih Değil, Zorunluluktur: Hasar tespitlerinden hak sahipliğine kadar her veri, dijital platformlarda herkesin erişimine açılmalıdır.

3. Müteahhit Kârına Sınır, Güvene Sınırsız Destek: İmar artışları kontrollü verilmeli; oluşan değer artışı müteahhit kârı olarak değil, projenin güvenliği ve maliyet düşüşü için harcanmalıdır.

4. Küçük Ama Güvenli: 150 metrekarelik güvensiz bir ev yerine, 80 metrekarelik çelik gibi sağlam bir yuvanın huzuru halka anlatılmalıdır.

5. Belediye şirketleri ve kooperatifler aracılığıyla kâr amacı gütmeyen konut modelleri hayata geçirilmelidir Belediye şirketleri ve şeffaf kooperatif modelleriyle, aracıları aradan çıkaran adil bir üretim modeli kurulabilir.

"Daha iyiyi yeniden inşa etmek" (Build Back Better)

Bu yaklaşım sadece yeni betonlar dökmek değildir. Biz sadece binaları değil; mahalle kültürümüzü, komşuluk hukukumuzu ve sosyal adaleti yeniden inşa etmeliyiz. Ekolojik, dirençli ve kimliği olan bir kent vizyonu, Diyarbakır’ın tarihsel mirasına borcumuzdur.

Son söz: Bir slogandan fazlası

Barack Obama, imkansız görünen bir yarışı üç kelimeyle kazandı: "Yes, we can." Yani, "Evet, yapabiliriz."

“Em ê bi hev re bikin.” Diyerek başarabiliriz.

Bu sadece bir siyasi slogan değil, bir kolektif irade beyanıdır. Biz Diyarbakırlılar olarak, birbirimizin elini tutarsak, bilimin ışığında ve halkın gücüyle bu dirençli kenti inşa edebiliriz. Bağlar’daki kolonlardaki çatlak sesler, biz belediye yöneticilerinin uykularını kaçırıyorsa hala umut var demektir.

Evet, biz de yapabiliriz. Ama daha fazla vakit kaybetmeden, hemen şimdi!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yıldız Arşivi