Mustafa Yıldız

Mustafa Yıldız

Kelimelerden korkan ülke

Kelimelerden korkan ülke

Türkiye’de bazı kelimeler vardır; kendisinden çok ona yüklenen korkularla yaşar.

“Kürdistan” da onlardan biridir.

Bir siyasetçi bu kelimeyi söylediğinde, toplumun bir kısmı haritaya bakar; bir kısmı ise tarihe.

Oysa bazen bir kelime, sadece bir kelimedir.

Bazen bir coğrafyadır.

Bazen bir hafızadır.

Bazen de yıllarca bastırılmış bir aidiyetin dile geliş biçimidir.

Ahmet Türk’ün “Amedspor Kürdistan’ın takımıdır” cümlesi üzerine koparılan fırtına da tam olarak bu yüzden yaşandı. Çünkü bu ülkede bazen kelimelerden çok, o kelimelere yüklenen anlamlar yargılanır.

Ama dürüst olmak gerekir:

Ahmet Türk yeni bir şey söylemedi.

Bu ülkede “Kürdistan” kelimesi ilk kez onun ağzından çıkmadı.

Osmanlı arşivlerinde vardı.

Selçuklu kayıtlarında vardı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki resmi belgelerde vardı.

Atatürk’ün Nutuk’unda vardı.

Tayyip Erdoğan’ın geçmiş siyasi konuşmalarında vardı.

Ama aynı zamanda bu kelimeyi kullandığı için yargılanan insanlar da vardı.

Yalçın Küçük, 1990’larda Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde yargılanırken çok temel bir savunma yapıyordu:

“Ecdadın kullandığı bir kelimeyi kullandığım için yargılanamam.”

Onun meselesi bir devlet kurmak değildi; bir kavramın tarihsel gerçekliğini reddetmenin bilime aykırı olduğunu söylemekti.

Türkiye uzun yıllar boyunca kelimelerden korktu.

“Kürt” demekten korktu.

“Kürtçe” demekten korktu.

“Kürdistan” demekten korktu.

Ve korktukça mesele büyüdü.

İsmail Beşikçi yıllarını cezaevinde geçirdi. Çünkü akademik metinlerde Kürt meselesini yazdı. Çünkü bir toplumsal gerçekliği tarif etti.

Yıllar sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, benzer davalarda bunun ifade özgürlüğü ihlali olduğuna hükmetti. Bugün artık birçok mahkeme, “Kürdistan” kelimesinin tek başına suç sayılamayacağını söylüyor.

Meselenin özü şu:

Bir coğrafi veya kültürel aidiyet ifadesi ile bir bölünme çağrısı aynı şey değildir.

Ahmet Türk’ün cümlesi de bu çerçevede okunmalıdır.

O cümle bir askeri deklarasyon değil; sosyolojik bir tarifti.

Bir harita önerisi değil; bir aidiyet tanımıydı.

Zaten Amedspor meselesi de tam burada başlıyor. Çünkü Amedspor artık sadece bir futbol kulübü değil. Bölgenin önemli bir kısmı için bir görünürlük alanı, bir temsil duygusu, yıllarca inkâr edilmiş bir kimliğin kamusal sahadaki en meşru yüzlerinden biri.

Bu yüzden Amedspor’un Süper Lig’e çıkışı sadece sportif bir başarı olarak yaşanmadı.

Birçok insan bunu, “Biz de buradayız” duygusunun sahaya çıkışı olarak gördü.

Dünyanın başka ülkeleri de bu süreçlerden geçti.

Barcelona yıllarca sadece bir futbol takımı değildi. Franco diktatörlüğü sırasında Katalan kimliğinin nefes aldığı son alanlardan biriydi. “Més que un club” yani “Bir kulüpten daha fazlası” sözü boşuna doğmadı.

Barcelona’nın sahaya çıkan kaptanı, neredeyse her zaman kolunda Katalan bayrağının renklerini taşır. Bu, kulübün geleneğinde yer alan sembolik bir aidiyet göstergesidir.

Athletic Bilbao ise Bask kimliğinin sahadaki karşılığıydı. Franco döneminde Madrid merkeziyetçiliğin simgesine dönüşürken; Barcelona ve Bilbao bastırılmış kimliklerin sesi haline geldi.

Sonra ne oldu biliyor musunuz?

İspanya değişti.

Baskların silahlı örgütü ETA silaha veda etti.

Katalanlar ve Basklar inkâr edilerek değil, tanınarak sistemin parçası haline geldi.

Bugün Real Madrid ile Barcelona arasındaki rekabet dünyanın en büyük futbol şölenlerinden biri.

Kimse Barcelona’nın Katalan kimliğini taşımasından korkmuyor artık. Çünkü İspanya, farklılıkları bastırmanın değil; onları birlikte yaşatmanın daha güçlü bir devlet yarattığını gördü.

Türkiye’nin önündeki sınav da budur.

Ahmet Türk’ün “Kürdistan’ın takımı Amedspor Süper Lig’e çıktı” cümlesine öfkeyle saldırmak mı?

Amedspor’u bir tehdit gibi görmek mi?

Yoksa onu Türkiye’nin çok renkli toplumsal yapısının doğal bir parçası olarak kabul etmek mi?

Çünkü farklılıkları bastırmak ülkeleri büyütmez.

Tam tersine; onları içe kapatır, sertleştirir, yorar.

Oysa bazen bir futbol takımı, siyasetin başaramadığını başarabilir.

Bir deplasman tribününde yan yana oturan insanlar, yıllardır birbirine söylenen bütün ezberlerden daha güçlü bir normalleşme yaratabilir.

Amedspor tam da bu yüzden önemlidir.

O, sadece Diyarbakır’ın değil; bu ülkenin demokrasi sınavlarından biridir.

Bir kimliğin görünür olmasına tahammül edip edemeyeceğimizin sınavıdır.

Belki de Amedspor, Hakkâri yaylalarında yılda bir kez açan ters laleler gibidir; bütün baskılara rağmen toprağın içinden yeniden çıkan inatçı bir güzellik.

Ve bir ülkenin gerçek olgunluğu, o çiçeği koparmaya çalışmakta değil; onun da bu toprağın rengi olduğunu kabul edebilmesinde saklıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yıldız Arşivi