Sessizlikten doğan tehlike
Siyaset bugün dış baskılarla değil, içeride biriken suskunlukla yüzleşmek zorunda. Çünkü bir hareketi çürüten şey düşmanlarının gücü değil, kendi içindeki sessizliktir.
Siyasal partiler yalnızca seçim dönemlerinde ortaya çıkan örgütler değildir; aynı zamanda toplumsal beklentilerin, umutların ve tarihsel mücadelelerin taşıyıcısıdır. Bu nedenle bir parti zayıfladığında yalnızca kendisi değil, temsil ettiği toplumsal kesimlerin siyasete olan güveni de sarsılır. Bugün Kürt siyaseti etrafında yükselen tartışmalar tam da böyle bir kırılma anına işaret ediyor.
Bir siyaseti en çok yoran şey çoğu zaman dış saldırılar değildir. Tarih gösteriyor ki hareketleri asıl zayıflatan unsur içeride biriken sessizliktir. Konuşulmayan sorunlar, ertelenen tartışmalar ve bastırılan eleştiriler zamanla ağır bir yük haline gelir. O yük büyüdükçe hareket yürümekte değil, enerjisini üretmeye değil, taşımaya harcar. Bu nedenle siyaset bazen yeni sloganlar üretmekten çok, konuşulamayan gerçeklerle yüzleşme cesareti gösterebilmektir.
Son zamanlarda siyasete yönelik eleştirilerin önemli bir kısmı tam da bu noktada yoğunlaşıyor. Bir zamanlar mücadeleci siyaset anlayışıyla öne çıkan parti, bugün birçok seçmen tarafından giderek daha konforlu bir muhalefet çizgisine sıkışmış bir yapı olarak görülüyor. Toplumsal beklenti ile parti pratiği arasındaki mesafe büyüdükçe, tabanla kurulan bağın zayıfladığı yönünde güçlü bir algı oluşuyor.
Siyaset bilimi bize şunu söyler: Kurumsallaşan her hareket zamanla kendi konfor alanlarını üretir. Milletvekilliği, belediye yönetimleri ve parti kadroları başlangıçta toplumsal mücadelenin araçlarıyken, zaman içinde korunması gereken pozisyonlara dönüşebilir. Böyle bir durumda siyaset üretme kapasitesi geriler, örgüt içi eleştiri kültürü zayıflar ve hareket giderek bürokratik bir yapıya dönüşür.
Bugün siyasetin önündeki en önemli mesele, bu döngüyü kırabilmektir. Halktan gelen eleştirileri savunmacı bir dille karşılamak yerine, onları siyasal yenilenmenin başlangıç noktası olarak görmek zorundadır. Çünkü demokratik siyaset eleştiriyi bastırarak değil, onu dinleyerek güçlenir.
Bu nedenle parti içinde gerçek bir özeleştiri ve yenilenme (arınma ) sürecinin başlaması artık ertelenemez bir ihtiyaç haline gelmiştir. Yüzeysel değişiklikler ya da kadro revizyonları bu sorunu çözmeye yetmeyebilir. Gerekirse kapsamlı bir yeniden kuruluş kongresiyle hem örgütsel yapının hem de siyaset üretme tarzının yeniden tartışılması gerekir.
siyasetinin iddiası eşitlik, yoldaşlık ve mücadele fikrine dayanıyordu. Bu değerler yalnızca söylemde değil, pratikte de yeniden canlandırılmak zorundadır. Parti tabanıyla bağını güçlendirmeden, eleştiriye açık bir örgütsel kültür kurmadan ve mücadeleci siyaseti yeniden merkezine almadan bu krizi aşması zor görünüyor.
Siyasette en büyük tehlike eleştirilmek değildir. Asıl tehlike, toplumun artık eleştirmeyi bile bırakmasıdır. Çünkü eleştiri hâlâ bir ilişkinin sürdüğünü gösterir. bugün konu, bu ilişkiyi yeniden kurabilmek ve sessizliğin biriktirdiği yükü cesaretle kaldırabilmektir.
Eğer bu cesaret gösterilebilirse, kriz aynı zamanda bir yenilenme fırsatına dönüşebilir. Aksi halde tarih ve siyaset felsefesi bize şunu hatırlatır: Toplumun gerisinde kalan siyasal hareketler zamanla yalnızlaşır ve etkisini kaybeder.
Ve unutulmamalıdır ki ;bir siyaseti bitiren şey yenilgi değil, sessizliğe alışmasıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.