Mardin’de 2. beraat de yetmedi
Beraat eden bir belediye başkanı görevine dönemiyorsa, sorun hukuki olmaktan çıkmış demektir. Mardin’de uzatılan süre, yalnızca bir idari karar değil; sandığın, hukukun ve siyasetin anlamına dair daha büyük bir sorunun işaretidir.
Türkiye’de bazen hukuk karar verir, ama sonuç değişmez.
Bazen mahkemeler konuşur, ama idare daha yüksek sesle susar.
Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevden uzaklaştırılma süresinin iki ay daha uzatılması, tam olarak böyle bir durumu anlatıyor. Çünkü ortada bir çelişki var:
Ceza davasından beraat kararı verilmiş…
Ama siyaset ve idare, “henüz bitmedi” demeye devam ediyor.
Demek ki mesele yalnızca hukuk değil.
Ahmet Türk, bir belediye başkanından fazlasıdır. Türkiye’nin son kırk yılına tanıklık etmiş, siyaset yapmış, bedel ödemiş bir isimdir. Tam da bu yüzden, hakkında alınan her karar hukuki olmaktan çıkıp simgesel bir anlam kazanır. Bugün Mardin’de yaşanan, sadece bir idari işlemin uzatılması değil; seçmenin iradesinin askıda tutulmasının normalleşmesidir.
Hukuk tek başına yasalar değildir. Hukuk, aynı zamanda ölçüdür, denge ve makuliyettir. Bir kişi beraat etmişse, ona uygulanan “geçici tedbir”in sürekli hâle gelmesi artık tedbir değil, fiili cezaya dönüşür. Ve bu ceza, yalnızca kişiye değil, onu seçenlere de uygulanır.
Burada sıkça duyduğumuz bir savunma var:
“Yasal yetki kullanılıyor.”
Doğru.
Ama her yasal olan, her zaman meşru değildir.
Demokrasi dediğimiz şey, devletin vatandaşa ne kadar güç uygulayabildiğiyle değil, o gücü ne kadar sınırlayabildiğiyle ölçülür. Kayyum uygulamaları bir istisna olarak tanımlandı; bugün ise sürekliliği konuşuluyor. İstisna kalıcı hâle gelirse, artık adı istisna olmaz — adı yeni düzen olur.
Ve yeni düzenin en temel özelliği şudur:
Sandık vardır, ama sonuçları her zaman geçerli değildir.
Ahmet Türk’ün görevine dönüp dönmemesi meselesi, bir kişinin kaderiyle sınırlı değildir. Bu mesele, Türkiye’de seçmenin iradesinin hangi koşullarda askıya alınabileceğini, beraatin ne anlama geldiğini ve hukukun nerede başlayıp nerede bittiğini sorgulatan bir turnusol kâğıdıdır.
Bugün “milli birlik ve kardeşlik” başlığı altında yeni komisyonlar kurulurken, Mardin’de seçilmiş bir belediye başkanının beraatine rağmen görevine dönememesi ister istemez şu soruyu sorduruyor:
Birlik tam olarak nerede başlıyor? Kardeşlik hangi aşamada askıya alınıyor?
Eğer birlik, seçilmiş iradenin sürekli olarak tedbir başlığı altında tutulmasıyla sağlanacaksa, bu birlik değil itaat düzenidir. Komisyonlar kurulabilir, raporlar yazılabilir; fakat sandığın sonuçları fiilen geçersiz kılındığında, kardeşlik bir söylem olarak kalır. Hukukun beraat dediği yerde siyasetin “bekle” demesi, birlik değil mesafe üretir.
Eğer beraat bile yeterli değilse, o zaman şu soruyu sormak gerekir:
Ne yeterli?
Bu soruya açık, net ve ikna edici bir cevap verilmediği sürece, Mardin’de uzatılan sadece bir görev süresi olmayacaktır. Uzatılan şey, Türkiye’nin demokrasiyle arasındaki mesafedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.