Fırat Aygen
PKK: Tercihler ve koşullar
“Terörsüz Türkiye” olarak tarif edilen süreçte Kürt mahallesindeki soru işaretleri, şüpheler ve depresif tutum giderek daha belirgin bir hâl alırken, son üç yılda baş döndürücü bir hızla değişen bölgesel koşulları özet bir tablo hâlinde ortaya koymakta fayda var. Her şey, 7 Ekim Aksa Tufanı ile başlamıştı.
- 7 Ekim 2023'te Aksa Tufanı ile Hamas, sansasyonel bir saldırıyla İsrail'e ağır bir darbe vurdu. Sonrasında, İsrail'in kendi “11 Eylül'ü” olarak gördüğü bu olayın ardından Orta Doğu'da Şii eksenine karşı ontolojik bir savaş başlatıldığını hep birlikte gördük.
- Beşar Esad, Suriye'de “bir anda terk edilerek” Şam'ı neredeyse “kontrollü” bir şekilde teslim etti.Rusya Ukrayna cephesine çekilirken, Esad'ın düşüşünün Rusya'nın İsrail ile dirsek temaslarının ve karmaşık ilişkilerinin bir sonucu olduğunu uzun süredir ifade ediyoruz. Çökmeyen Rus ekonomisinin bir izahı olmalı.
- Kasım Süleymani ile başlayan lider tasfiyesi eğilimi, Hamas ve Lübnan Hizbullahı'nın lider kadrolarının tasfiyesiyle devam etti. Rusların İsrail ile istihbarat paylaşmış olabileceği ihtimalini de uzun süredir dile getiriyoruz. Tabii, MOSSAD “sihirli bir güç” değilse!
- İsrail, ABD desteğiyle Şii koridorunu birer birer sahadan silerken sıra Şii ekseninin kalesi Tahran'a gelmişti.Ancak Anglo-Amerikan hegemonya ile Siyonistler arasındaki derin anlaşmazlığın burada ortaya çıktığını, o günlerde yine bu köşemizde belki de ilk kez biz ifade etmiştik. İran'da rejimin kolları ve ayakları kesilmişken, Avrupa ile temas hâlindeki Amerikan aklı, rasyonel pazarlıklarla İran'ı masada boyun eğdirmek istiyordu. İran halkının dış müdahaleye kapalı olduğunu sosyolojik açıdan çok iyi biliyorlardı. Ancak Siyonistler, İran'ı bir daha bu kadar zayıf göremeyeceklerinden emindiler ve öldürücü darbeyi vurmak istiyorlardı. Lider tasfiyesi eğilimi İran'da da devreye sokuldu. İran'ın lider kadrosu, belki de Rus istihbaratının desteğiyle tasfiye edildi.
- Şii ekseninden geriye kalan güç boşluğunun Türkiye-İsrail-Körfez dengesiyle doldurulduğu görülüyor.Bu üç aktör arasında yaşanabilecek çatışmalar ise Avrupa'yı ve ABD'yi tedirgin ediyor. Siyonizmin, “sonsuz savaş” teorisi gereği, bölgesel terörizmin kaynağı ve bir tehdit olmaya devam edeceği görülüyor.
- PKK ve uzantıları, tarihsel ve ideolojik açıdan Şii ekseniyle her zaman derin ilişkilere sahipti. PKK lider kadrosunun ağırlıklı olarak Alevilerden oluşmasının da bunda ciddi bir etkisi olduğu söylenebilir. Suriye iç savaşı başladığında, ülkenin kuzeyini, yani Rojava bölgesini YPG'ye kontrollü bir şekilde bırakan Esad yönetiminin bu stratejisi, söz konusu ilişkileri açıklayacak niteliktedir. ABD ile yakın çalışan YPG'nin bu askerî koordinasyonu siyasi koordinasyona dönüştürememesinin belki de en büyük nedenlerinden biri, PKK ile Şii ekseni arasındaki “görünmez bağlar”dır. Elbette bunun dışında birçok neden de sıralanabilir; ancak burada ifade ettiğimiz neden pek gündeme getirilmedi.
- Şii ekseninin birer birer düşmesiyle manevra alanı daralan PKK, yeni müttefik arayışlarına girdi.Koşullar gereği en makul seçenek olarak görünen İsrail ile temas kurması beklenirken, PKK liderinin tercihini Türkiye'den yana kullanması, bölgeyi büyük bir badireden kurtardı diyebiliriz. İsrail'in Kürtleri, kendi uç sınırlarının güvenlik unsuru ve Türkiye ile yaşadığı çelişkilerde kullanabileceği bir kart olarak gördüğü aşikâr. Ancak Siyonizmin katmanlı stratejisi çerçevesinde, ilerleyen yıllarda Kürtlere karşı daha ilgili olabileceği ihtimali de mevcut.
PKK liderinin tarihsel gerçeklikleri ve mevcut koşulları dikkate alarak yaptığı tercih, amansız, belirsiz ve geniş kapsamlı bir savaş yerine, tarihsel açıdan Türk-Kürt ilişkilerinin ana ruhuna geri dönmek yönünde olmuştur. Bu, kendisi açısından rasyonel bir tercihti. Ankara ise bu tercihi bir teslimiyet olarak görüp nihai bir tasfiye hareketi başlatmak yerine daha rasyonel davrandı. Türk-Kürt ilişkilerinin tarihsel jeopolitiğine uygun hareket ederek kucaklayıcı bir tutum sergiledi ve devlet geleneğini konuşturdu.Şii ekseni gerilerken PKK, yeni hedef olmaktan kendisini kurtardı ve Mihraç Ural'ın hikâyesinden farklı bir hikâyeye yöneldi.Türkiye'nin ise Yavuz Sultan Selim'in doğu stratejisini güncelleyerek yoluna devam etmesinin meyvelerini bölgede alacağı bir döneme giriyoruz.
Yahudi-İngiliz krizi: Dinler savaşında yeni perde
09 Eylül 2026 Çarşamba 20:49Diyarbakır’da ‘Süreç’ Sonrası Ekonomik İklim: Kafe Ekonomisinin Baskınlığı ve Şehrin Egemenlerinin Kültürel Sorunları
21 Ağustos 2026 Cuma 19:39NATO’nun yeni partneri: Sünni pakt
08 Ağustos 2026 Cumartesi 13:29Dicle/Piran’da GES ile göç ettirme planı mı?
19 Temmuz 2026 Pazar 22:12‘Siyasal Kürtlük’ ile ‘Kültürel Kürtlük’ arasındaki kriz üzerine
02 Temmuz 2026 Perşembe 12:27Kürt siyasetinin kültürel değişimi: Mücadele dilinden sermaye diline, Kürt oligarşisi mi?
12 Haziran 2026 Cuma 11:37Politikanın yeni araçları ve toplumsal dönüşüm: Amedspor
09 Mayıs 2026 Cumartesi 12:33Diyarbakır’da Post-Örgüt Kültürünün İlk Zamanları, Mekâna Çökmeler ve Latin Amerika Sendromu
24 Nisan 2026 Cuma 21:52İran, diğer adıyla Doğu’nun Ukrayna’sı
27 Mart 2026 Cuma 15:10İran: Doğu’nun Ukrayna’sı mı?
04 Mart 2026 Çarşamba 13:01
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.