Aziz Yağan

Aziz Yağan

Amed oligarşi eğilimi ve komünalsiz Amedspor

Amed oligarşi eğilimi ve komünalsiz Amedspor

Bir önceki yazıda, Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun kendisini ‘kentin sivil gücü’ olarak tanımlamasını; sivil toplum, meslek odaları ve kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlar arasındaki hukuki ve siyasal farklar üzerinden tartışmıştım.

Gönüllülük, özerklik ve karar alma mekanizmaları açısından değerlendirildiğinde platformun, saf anlamda bir sivil toplum yapısından çok, farklı kurumsal aktörleri bir araya getiren karma bir koalisyon olduğu; temsil ve karar gücünün belirli çevrelerde yoğunlaşması nedeniyle de oligarşi eğilimleri taşıdığını ileri sürmüştüm. Ancak bu tartışma yalnızca platformla sınırlı değildir. Çünkü aynı aktörler, aynı ilişkiler ağı ve benzer yönetişim biçimleri Diyarbakır’ın ve bölgenin en önemli toplumsal sembollerinden biri olan Amedspor çevresinde de karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle şimdi aynı soruyu Amedspor için sormak ve tartışmak gerekiyor: Kulübün yönetim modeli, sıkça değindiğim kent oligarşisi eğilimine ne kadar yakındır? Dahası, Amedspor yönetiminde de etkin olan yerel yönetimlerin dilinden düşmeyen ve uygulanmaya çalışılan komünal ve katılımcı siyaset anlayışıyla ne kadar uyumludur?

Kent oligarşisi eğilimli ve kendini ‘sivil’ olarak konumlandırmaya çalışan Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu ile komünü yukarıdan aşağıya bir dogma olarak aktaran DEM Partili yerel yönetimlerin (dolayısıyla DEM Parti’nin) pratiği, kanıtlanabilir bir veri olarak işbirliği yaptıkları Amedspor üzerinden değerlendirilebilir. Bu işbirliği, komünal söylemin oligarşik eğilimli pratikle nasıl yan yana gelebildiğini göstermektedir. Bu işbirliği, Amed oligarşi eğilimli yapıda DEM Partili yerel yönetimleri tespit etme olanağı tanır.
Zira tabandan gelen gönüllü katılımı, şeffaf karar mekanizmalarını ve iktidarın dağıtılmasını zorunlu kılan komün yaklaşımına sahip kimi aktörün Amedspor’da Yüksek İstişare Kurulu (YİK) mantığıyla, yani dar kadro hakimiyetiyle uyumlu bir yönetim kurduğu görülmektedir: dışarıya herhangi bir çelişki yansıtmadan ve iç çatışma, dağılma, dışlamaya neden olmadan.

Amedspor, ‘tüzel kişilik’ olarak bir spor kulübü olsa da, fiiliyatta kitlesel, heterojen ve duygusal bir katılım alanıdır. Aynı kişiler oda, spor kulübü, STK ve platformda iç içe geçmektedir. Amedspor’da üyelik sisteminin uzun yıllar fiilen işlememesi ve mevcut üyelerin yönetim üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. YİK’in fiilen belirleyici olduğu yönündeki eleştiriler uzun süredir dile getirilmektedir. Yerel yönetimlerin bu yönetişim pratiğinin önemli bileşenlerinden biri olduğu söylenebilir. Amedspor’da Genel Kurul kağıt üzerinde vardır; ancak üye kayıt sisteminin işlevsizliği, kongre süreçlerinin dar çevrelerce yönlendirilmesi ve YİK’in varlığı, bu Genel Kurul’un fiili belirleyiciliğini ortadan kaldırmaktadır.

Örneğin 2025 yılındaki kongrede YİK’in yaklaşık üç saat süren görüşmelerinin ardından bir tek aday ve tek liste belirlenmiş ve ‘oy birliği’ ile seçilmiştir. 2026’daki olağan kongrede de aynı yöntemle tek liste hazırlanmış ve aynı kişi yeniden tek aday seçilmiştir. Yani bu bir istisna değil de sistemin işleyiş biçimi haline gelmiş durumdadır. Bu, gerçek bir rekabetin ve taban iradesinin olmadığını gösterir.
Robert Michels’in ‘Oligarşinin Tunç Kanunu’na göre, kitlesel örgütlerde zamanla karar alma yetkisi dar bir yönetici grubun elinde toplanır. Sorun yalnızca oligarşinin ortaya çıkması değil; denetlenemez hale gelmesidir. Amedspor örneğinde tartışılması gereken nokta da budur. Ancak yerel yönetimlerin de dahil olduğu Amedspor yönetiminin mutlak bir oligarşi olduğunu söylemek, platform dışındaki STK’ların ve Amedspor taraftarı gibi dinamiklerin direnç potansiyelini göz ardı etmek olur. En doğru tanım: ‘Oligarşi eğilimli, karma bir Amed koalisyonu.’
Amedspor’un hukuken bir komün olduğunu iddia etmiyorum. Sorguladığım, komünü siyasal bir yönetim modeli olarak savunanların, etkili oldukları Amedspor gibi kitlesel bir yapıda neden aynı ilkeleri uygulamadıklarıdır. Eğer komün, yalnızca belediye projelerinde hatırlanan; ancak karar gücünün paylaşıldığı alanlarda terk edilen bir söylemse, burada tartışılması gereken asıl mesele söylem ile pratik arasındaki tutarsızlıktır. Meselem, ‘Amedspor komün olmalıdır’ demek değil; komünü siyasal program olarak uygulamaya çalışanların kendi etkili oldukları alanlarda bu ilkelere uygun davranıp davranmadıklarını sorgulamaktır.

Tabanın etkisizleştiği ve örgütsel dolaşımın kısıtlı kaldığı bu modelde ne platform düzeyinde ne de Amedspor’un kitlesel yapısında komünalizm somut bir karşılık bulmuştur. Amedspor yönetim süreçlerinde komün sistemi uygulanamaz mı, yoksa iktidarı paylaşmayı gerektirdiği ya da iktidarı kaybetme olasılığı için mi tercih edilmiyor?

Örneğin, DEM Partili yerel yönetimlerle uyumlu meslek odaları, sendikalar, arazi ve sermaye sahipleri de komün sistemindeki yerlerini ve hangi uygulamalarla uyumlu hale geleceklerini de kamuoyuna açıklayabilir.

Komün, tabandan katılımcı, eşitlikçi ve doğrudan demokrasi demektir. Kulüp yönetiminde bunun tersi (hiyerarşi, tekel, dar kadro) vardır. Dolayısıyla komünal değil, oligarşik eğilimlidir. Amedspor örneğinde olduğu gibi; karar gücünün dar kadrolarda toplanması, yöneticilerin aynı çevrelerden çıkması ve tabanın etkisizleşmesi söz konusuysa, bu yapı komünal olamaz. Komünali savunduğumdan değil ve savunmuyorum; ancak yerel yöneticilerin komünü dilden düşürmediği ve çalışmalar yaptığı bir süreçte, dâhil oldukları yönetişimlerde ya da karşı çıkmadıkları platformlara uyumlarında tutarlılık açısından komüne değinme gereği duydum.

Tüzükte yer almamasına rağmen YİK’in başkan adaylarının belirlenmesinde ve yönetim süreçlerinde etkili olduğu yönündeki değerlendirmeler, kulüp içi demokrasinin işleyişine ilişkin tartışmaları beslemektedir. Kulübü dar bir çevrenin tekelinde tutmayı amaçlayan, taban katılımını engelleyen bir uygulama olarak; 12 yıl sonra üyeliğe açılma girişimi mevcut üyelerin referansı ve divanın oy birliği gibi ağır şartlarla sınırlandırıldı. Kongre süreçleri, YİK'in belirlediği tek aday ve tek liste üzerinden işlemekte, bu da gerçek bir rekabeti ve demokratik iradeyi ortadan kaldırmaktadır. Taraftar gruplarının ve taraftarların bu tek adaylı sisteme ve YİK'in yetkilerine yönelik tepkileri ise bu durumun ne kadar tartışmalı olduğunu göstermektedir.

Amedspor vakası, komünal siyaset söyleminin, iktidarın fiilen paylaşıldığı alanlarda nasıl terk edildiğini gösteren önemli bir turnusol kâğıdıdır. Yerel yönetimler ‘mahalle meclisleri’ ve mevcut düzeni rahatsız etmeyen ‘bostan komünleri’ kurmaktan, ‘kadın komünleri’ desteklemekten, ‘ekolojik yaşam’dan bahsederken; dar kadro yönetimine yönelik eleştiriler karşısında belirgin bir itiraz geliştirmemektedir.. Bu da, komünal siyasetin özüne (özerklik, şeffaflık, doğrudan demokrasi) aykırıdır. Bu durum, siyasal ile ekonomik güç odaklarının iç içe geçtiği bir yönetişim pratiğine işaret etmektedir.

DEM Parti’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Komün belediyedir, belediye komündür” şiarındaki konferans, komünü siyasal program olarak benimsediklerini gösteriyor.

‘Komün’ sözcüğünü ağızlarından düşürmeyenlerin, bu kentteki en kitlesel ve duygusal yapıda ‘Komünü’ uygulamadıkları yönündeki eleştirilerin giderek görünür hâle geldiğini bilmeleri gerekiyor.. İlginç olan, bu gibi durumları değerlendirecek, eleştirecek, denetleyecek şeffaf bir komünü bile oluşturmamışlar; çünkü bu sorgulanma, kentsel oligarşi eğilimi için kabul edilemezdir. Bu durum, komün söyleminin pratikte katılımcı bir yönetişim modelinden çok, siyasal meşruiyet üreten bir söylem olarak işlev gördüğü yönündeki eleştirileri güçlendirmektedir.
Söylem ile eylem arasındaki makası kapatmak için uygulama olanağı olmayan komün ilüzyonundan, oyalamacasından vazgeçip çağcıl demokratik, şeffaf yönetim anlayışına dikkati vermek gerekiyor.

Amedspor, kentin en geniş tabanlı örgütlülüğüdür. Taraftar grupları zaten örgütlüdür. Bu gruplara yönetimde temsil hakkı verilmesine kurumsal engel yoktur. O hâlde engel teknik değil, siyasi ve ekonomik iradedir.
Yönetimi belirleme hakkı dar bir çevrenin atamasından çıkarılarak eşit oy esasına göre çalışan, tabandan örgütlenen delegelere ve Genel Kurul’a bırakıldığında; yönetim kurulunda tribün gruplarının seçtiği zorunlu temsilciler yer aldığında; tüm bağışlar, harcamalar ve transfer ücretleri denetlenebilir bir sistemle kamuoyuna açıldığında; Yüksek İstişare Kurulu tasfiye edilerek danışma organına dönüştürüldüğünde ve karar yetkisi, eşit oy esasına göre çalışan Genel Kurul ve seçilmiş delegelere bırakıldığında Amedspor üzerindeki oligarşik eğilimler büyük ölçüde ortadan kalkmış olacaktır.

Bu kadar temel demokratik mekanizmaların yıllardır işletilememesi, sorunun teknik değil, siyasal ve yönetsel bir tercih olduğunu düşündürmektedir.

Amedspor’un yönetimini demokratikleştirmek için yeni bir siyasal teoriye ya da ‘devrimci, demokratik’ bir dönüşüme değil; mevcut tüzüğün eksiksiz uygulanmasına ihtiyaç vardır. Bu kadar basit bir teknik adımı bile yıllardır hayata geçirmemek, işin ‘usul’ değil, tamamen ‘iktidar’ meselesi olduğunu kanıtlar.

Tartışılan sadece Amedspor değildir. Asıl mesele, kentte katılımcılık ve demokratik yönetim iddiasıyla ortaya çıkan yapıların, kendi iç işleyişlerinde bu ilkelere ne ölçüde bağlı kaldıklarıdır. Amedspor, bu açıdan Diyarbakır’ın siyasal ve toplumsal yönetim anlayışını görünür kılan önemli bir turnusol kağıdı niteliğindedir.

‘Demokratik Komün’ kentteki oligarşik eğilimli yapıyı gizleyen bir perde midir?

Bir önceki yazıda platformun bileşenlerini tartışmıştım. Bu yazıda ise platform ve yerel yönetimin işbirliğini ve niteliğini tartışmaya çalıştım.

Bu nedenle yanıt bekleyen asıl soru şudur: Demokratik komün, gerçekten bir yönetişim modeli midir; yoksa kentsel oligarşiyi görünmez kılan bir meşruiyet kılıfı mı?

Bu soruya verilecek yanıt yalnızca Amedspor’un değil, kentte katılımcılık iddiasıyla hareket eden tüm yapıların demokratik meşruiyetini de tartışmaya açmaktadır.

Bir sonraki yazıda ise bu tartışmayı kent ve bölgedeki yoğun emek sömürüsü ile oligarşi eğilimli yapının diğer bileşenleri üzerinden sürdürmeye çalışacağım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aziz Yağan Arşivi