Çerçeve yasadaki cezasızlığa sessizlik
Meclis’in PKK ile ilgili yürüttüğü çalışmayı desteklemekle birlikte, metinde yer alan ve ileride ağır sonuçlar doğurabilecek bir cümleye özellikle dikkat çekerek itiraz etmem gerekiyor.
‘Bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.’ ifadesini de içeren Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10. maddesinin ikinci paragrafında şu ifade var:
‘Bu kanun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.’
Kürd toplumu da bu gibi düzenlemeleri ‘cezasızlık’ olarak adlandırır. İstiklal Mahkemeleri, Dersim ve Hendek Harekatları, devam eden Tahir Elçi davası, OHAL KHK’ları, bazı Kürdlerin mezar yerlerinin açıklanmaması gibi tarihsel örneklere dair tartışmalar, cezasızlığın neden Kürdler için hassas olduğunu göstermektedir. Bu madde, tüm vaadleri güvenilmez kalabilir ve Kürdleri tedirgin, ketum hale getirebilir.
Cezasızlığa razı gelmek, itiraz etmemek bizi nasıl bir toplum haline getirir?
Eğer PKK sorunu şeffaf, çağdaş ve demokratik yöntemlerle çözülmek, bölge ve toplum için daha demokratik kanallar açılmak isteniyorsa, böyle bir cezasızlık zırhına ihtiyaç duyulmamalıydı. Buna neden ihtiyaç duyulduğunun kamuoyuna açıkça açıklanmaması ise ayrıca ciddi bir hesap verebilirlik sorunu yaratır.
Bu yazıda 3. ve 6. maddeleri tartışmıyorum; onlar ayrı ele alınabilir. Benim asıl dikkat çekmek istediğim, 10. maddedeki ifadedir.
Kanunun geri tepmesi, yetkinin kötüye kullanılması ya da hukuk dışına çıkılması halinde bu ifade devletin kamu görevlisini koruma refleksinin hukuki dayanağına dönüşebilir.
Bu hukuki güvence, kamu görevlilerince daha şimdiden kanunun istedikleri gibi yorumlanmasına zemin hazırlayabilir.
Cezasızlık meselesi yalnızca biz Kürdlerin değil; hakkaniyet sahibi, hukukun üstünlüğünü ve adil yargılanma hakkını, insan onurunun korunmasını, her şartta mağduriyetlerin yargı yoluyla telafi edilebilmesini tartışma konusu yapmayı reddeden her bireyin itiraz etmesi gereken bir meseledir.
Burada dikkat çekici olan ise şudur: bölge orijinli ailelerin, her partiden milletvekillerinin ve siyasetçilerinin, bağımsız siyasetçilerin, Baroların, STK’ların, aktivistlerin bu ifadeye özellikle itiraz etmemesidir. Bu açıdan, ‘cezasızlık karşıtı’ gibi görünen DEM Partililerin ve CHP’nin kimi milletvekillerinin ifadeye sitem bile etmemesi de dikkat çekicidir. Bu maddeye genel sessizlik yani itirazsızlık, devlet odaklı kriz anlarında ‘güvenlik ve devlet aklı’ zırhına aşina olunduğuna işaret eder.
Demokratik çözüm, yalnızca silahların susması ya da Meclis’teki siyasi aktörlerin uzlaşması değildir. Aynı zamanda hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, cezasızlığın reddi üzerine kurulmalıdır.
Cezasızlığı kural haline getiren ve devam ettiren sistemler adalet duygusu zedelenmiş ve kurumlarına güveni kalmamış yapılar üretir. Toplumumuzun buna dikkat etmesi ve tartışması gerekmektedir.
Genel Kurul görüşmeleri bugün yapılacak ve bir önerge ile 10. maddede değişiklik olması mümkün.
Bütün bileşenleriyle Kürd toplumunun dikkatini 10. maddedeki ifadeye çekmek istedim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.