Yahya Öger

Yahya Öger

İnsan kalmanın bedeli

İnsan kalmanın bedeli

Bir toplumun çöküşü, büyük felaketlerle başlamaz. Önce utanma duygusu eksilir. Sonra vefa unutulur. Ardından doğruluk alay konusu olur. En sonunda da dürüst insanlar kendilerini suçlu hissetmeye başlar.

Bugün yaşadığımız en büyük kriz ekonomi, siyaset veya teknoloji krizi değildir. Asıl kriz, karakter krizidir.

Ne acıdır ki herkes her şeyin farkında. Ahlakın aşındığını, vefanın yerini çıkarın aldığını, yalakalığın kariyer basamağına dönüştüğünü, dürüst insanların yalnız bırakıldığını görüyoruz. Fakat buna rağmen büyük bir sessizlik hâkim. Üç maymun düzeni kurulmuş durumda: Görüyor ama görmemiş gibi, duyuyor ama duymamış gibi, biliyor ama konuşmuyoruz. Çünkü konuşmanın bedeli var. Doğru söylediğinizde “negatif” ilan ediliyorsunuz. Yanlışa itiraz ettiğinizde “çağa ayak uyduramayan” oluyorsunuz. Eğilmeyi reddettiğinizde ise size hazır etiket yapıştırılıyor: Enayi.

Oysa asıl soru şudur: Dürüst kalmak ne zamandan beri enayilik oldu?

Eskiden bir insanın sözü senetten değerliydi. Mahalledeki itibarı banka hesabından daha önemliydi. İnsanlar birbirine güvenirdi. Bugün ise eminlik duygusunu kaybettik. Güven, noter onayına, sözleşmeye, kamera kayıtlarına teslim edildi. Yalakalık bir salgın gibi yayılıyor. Dün omzuna yaslananlar, bugün aynı omzu basamak yaparak yükselebiliyor. Birlikte yürüdüklerini, ekmeğini paylaştıklarını, zor günlerinde yanında duranları unutmak maharet sayılıyor. Vefa göstermenin değil, fırsat kollamanın alkışlandığı bir çağdayız.

Daha kötüsü, bunun normalleşmesi. Ahlaksız ama zengin, yalancı ama popüler, vefasız ama güçlü… Bu üçlü artık şaşkınlık yaratmıyor; aksine başarı hikâyesi gibi izleniyor.

Empati de büyük yara aldı. Trafikte ambulansa yol vermeyen, akşam sosyal medyada vicdan dersi veriyor. Komşusunun kapısını yıllardır çalmayan, toplumun bozulmasından şikâyet ediyor. Yaşlı anne-babasına vakti olmayanlar, dünyanın gidişatı üzerine nutuklar atıyor. Önceliklerimiz yer değiştirdi: Gösteriş büyüdü, karakter küçüldü. Tüketim arttı, şükür azaldı. Paylaşım çoğaldı, muhabbet eksildi.

Bireysel kaybımız da ağır: Okuma sabrımız tükendi, saygı inceldi, gayret “eski moda” sayıldı. Kolaycılık ve kısa yol fetiş haline geldi. Erdem ve maneviyat ya gösterişe ya da boş ritüellere dönüştü.

Bütün bunları söylerken kendimizi dışarıda tutamayız. Ben de kusursuz değilim. Bazen bir dostun mesajını geciktirdim, bazen yoğunluk bahanesine sığındım, bazen yanlış gördüğüm bir konuda sessiz kalmayı seçtim. Bazen içimden “Bu devirde fazla dürüst olmanın bedeli ağır” diye geçirdim. Dokuz köyden kovulmak pahasına dik durmak yerine, üç maymunu oynamayı tercih ettiğim anlar oldu. Bu beni utandırıyor. Ama utancımı “herkes böyle” diye örtmüyorum. Tam tersine, bu utanç harekete geçiriyor.

Yine de umut bitmedi. Çünkü farkındalık artıyor. Yeni nesilde anlam arayışı, gönüllülük projeleri, kitap kulüpleri, bilinçli ebeveynlik örnekleri çoğalıyor. Demek ki küller altında ateş hâlâ yanıyor.

Değişim büyük laflarla değil, küçük ama samimi adımlarla gelecek:

Her gün en az bir kişiye içten teşekkür etmek, verdiğimiz sözü tutmak, çocuklarımıza başarıdan önce karakteri ve gayreti yaşayarak öğretmek, “Acaba onun yerinde ben olsam?” diye empati kurmak… Ve en önemlisi, üç maymunu oynamayı reddetmek.

Mesele zengin olmak ya da güçlü olmak değil. Mesele insan kalabilmek. Günün sonunda herkes bir hesap verecek: Vicdanına, çocuklarına, geçmişine, aynadaki yüzüne.

Bu yüzden dokuz köyden kovulmak pahasına da olsa doğru bildiğini söyleyenlere, vefayı savunanlara, haksızlık karşısında susmayanlara ihtiyaç var. Toplumları ayakta tutan korku değil, karakterdir.

Belki bugün dürüstlük moda değil, vefa alkış toplamıyor, doğruluk kısa vadede kazandırmıyor. Ama insanı insan yapan da zaten bunlardır.

En büyük mesele enayi görünmek değil. Asıl mesele, bütün çıkar hesaplarının ortasında insanlığını kaybetmemektir.

Ve inanıyorum ki hâlâ geç değil. Yeter ki suskunluğu erdem sanmayalım. Yeter ki “ben” demeden önce “biz” diyebilmeyi hatırlayalım. Haya perdesini yeniden örmek bizim elimizde.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi