İlhami Işık

İlhami Işık

Muhalefetin muhalefetsizliği

Muhalefetin muhalefetsizliği

Düşünebiliyor musunuz? Anketlerde sürekli birinci parti olarak çıkan bir muhalefetin, toplumu gerçekten heyecanlandıran, “bu benim sloganım” dedirten ya da “artık umudum bu” dedirtecek kalıcı bir sözü var mı?

2019’da “Her şey çok güzel olacak” sloganıyla sokaklara, meydanlara, sosyal medyaya hakim olan o coşkudan sonra, toplumun tekrar tekrar ağzından düşmeyen, akılda kalan, duygulara hitap eden yeni bir cümle üretebildi mi muhalefet? Ne yazık ki hayır. Üretemedi.

Siyaset, en başta bir toplumsal mobilizasyon sanatıdır.

İnsanları ortak bir heyecanda, ortak bir umutta, ortak bir öfkede bir araya getirme, onları harekete geçirme işidir.

Eğer bir siyasi hareket kendi gündemini, kendi dilini, kendi hayalini kuramazsa; sürekli iktidarın attığı taşlara cevap yetiştirmekle yetinirse, zamanla sadece “tepki veren” bir konuma düşer.

Tepki veren ise asla öncülük edemez.

Önünde giden olmaz, peşinden sürüklenen olmaz. Bizde ise tam tersi oluyor. İktidar kendi gündemini, kendi krizlerini, kendi başarılarını, kendi kriz anlatılarını topluma dayatıyor. Muhalefet de o gündemin içinde debelenip duruyor.

İktidar “şu konuyu konuşalım” dediğinde muhalefet hemen o konuya kilitleniyor. İktidar bir yasa çıkarıyor, muhalefet o yasaya itiraz ediyor. İktidar bir ekonomik paket açıklıyor, muhalefet ona alternatif rakamlar sıralıyor. Ama hiçbir zaman “Hayır, biz başka bir şeyi konuşacağız” deme cesaretini gösteremiyor.

Bu durumda toplum neye güvensin?

Toplum zaten ekonomik krizin derin acısını yaşıyor. Faturalar, kiralar, market poşetleri, işsizlik, gençlerin geleceksizlik hissi… Bunların hepsi somut, günlük, yakıcı gerçekler. Üstüne bir de adaletsizliklerin, hukuksuzlukların, keyfi uygulamaların şahitliğini yapıyor. İnsanlar “bu böyle gitmez” diyor. Ama “peki nasıl gidecek?” sorusuna cevap aradığında, muhalefetten net, cesur, umut verici bir yol haritası göremiyor.

Çünkü muhalefet, baskı ve adaletsizlikle boğuşuyor ama o baskıyı ve adaletsizliği giderecek somut yol ve yöntemleri üretemiyor.

Sadece “bu yanlış” demekle yetiniyor.

“Bunu şöyle düzelteceğiz” demiyor. Veya dese bile, o cümle ne toplumu heyecanlandırıyor ne de “evet, bu yapılabilir” dedirtiyor.

Toplumun asıl arzusu, tüm bu sorunlara kalıcı çözüm getirecek güçlü bir alternatiftir.

Güçlü seçenekler… Bunları yaratacak olan da iktidara talip olan siyasi partilerdir. İktidar olmak isteyenlerin, sadece “iktidar kötü yapıyor” demekle yetinmemesi gerekir.

“Biz olsak şöyle yaparız” diye net, uygulanabilir, anlaşılır projeler ortaya koyması gerekir.

Bu projeler sadece kağıt üzerinde rakamlar değil; insanların günlük hayatına dokunan, “benim hayatımı nasıl değiştirecek?” sorusuna cevap verebilen fikirler olmalıdır.

Bugün itibarıyla maalesef hala kendi yarattığı gündemi topluma cesurca sunabilen, o gündemi ısrarla ve yaratıcı şekilde işleyebilen bir siyasi parti görünmüyor.

Herkes iktidarın belirlediği çerçeve içinde konuşuyor. Herkes “onlar ne derse biz de buna cevap verelim” modunda.

Bu da muhalefeti, zamanla “muhalefetsiz” bir konuma sürüklüyor.

Muhalefet var gibi görünüyor ama muhalefet yapamıyor.

Eleştiri var ama alternatif yok.

Ses var ama vizyon yok.

Bu durumun en tehlikeli yanı ise, toplumun umutsuzluğunu beslemesi.

İnsanlar “değişmez ki” demeye başlıyor. “Hepsi aynı” algısı güçleniyor. Oysa siyasetin en büyük gücü, insanlara “değişebilir” hissini verebilmesidir.

Bunu yapamayan bir muhalefet, eninde sonunda kendi varlığını da sorgulatır.

Sloganın gücü burada devreye girer.

İyi bir slogan sadece bir cümle değildir.

O cümle, bir hayalin, bir öfkenin, bir umudun kristalleşmiş halidir.

2019’da “Her şey çok güzel olacak” cümlesi, tam da bu yüzden tutmuştu. Çünkü o dönemde insanlar gerçekten “artık yeter” noktasına gelmişti ve o cümle, bu duyguyu hem özetliyor hem de geleceğe dair küçük bir ışık tutuyordu.

Peki bugün aynı etkiyi yaratacak yeni bir cümle var mı? Yok.

Ve bu yokluk, tesadüf değil. Çünkü slogan üretmek, önce zihinsel bir netlik gerektirir. “Biz ne istiyoruz?” sorusuna net cevap veremeyen bir yapı, o cevabı bir slogana dönüştüremez.

Gündem belirlemek ise daha derin bir meseledir. İktidar, kendi sorunlarını, kendi başarılarını, kendi korkularını topluma empoze eder.

Muhalefet ise bu empoze edilmiş gündemin içinde savrulur.

Oysa gerçek muhalefet, kendi sorunlarını, kendi başarı vaatlerini, kendi korkularını (veya umutlarını) gündeme oturtabilendir.

Ekonomik kriz konuşuluyorsa, muhalefet de “kriz” üzerinden konuşmak zorunda değildir. O, “adalet”, “eşitlik”, “gelecek”, “onur” gibi kavramları merkeze koyabilir.

Toplumu bu kavramlar etrafında mobilize edebilir. Ama bunu yapmıyor.

Bugün Türkiye’de muhalefet sorunu, sadece “iktidar çok güçlü” meselesi değildir.

Sorun, muhalefetin kendi içindeki muhalefetsizliktir

Kendi dilini kuramaması, kendi hayalini anlatamaması, kendi yolunu gösterememesidir.

Toplum, adaletsizliğe ve krize öfkeli.

Ama o öfkeyi dönüştürecek, yönlendirecek, umuda çevirecek bir siyasi irade göremiyor.

Ve bu irade olmadan, ne kadar anketlerde önde olursanız olun, ne kadar “iktidar zayıflıyor” denilse de, gerçek bir toplumsal dönüşüm mümkün olmuyor.

Çünkü siyaset, sadece sayı oyunu değildir. Siyaset, aynı zamanda kalp ve akıl oyunu, hayal oyunu, mobilizasyon oyunudur.

Bu oyunu kuramayanlar, maalesef sadece seyirci kalıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlhami Işık Arşivi