Haluk Levent üzerine.
Bir Vicdan Çığlığı
Milyonlarca insanın sosyal yardımlarla, bir avuç umutla geçindiği; milyonlarca insanın asgari ücretle, geceleri uykusuz, gündüzleri yorgun argın mücadele ettiği bu ülkede…
Sosyal yardımlaşma, yoksulun yüreğine dokunmak, yetimin gözlerine umut serpmek, öksüzün sırtını sıvazlamak bu kadar acil ve bu kadar hayatiyken…
İnsanların en kıymetli varlığı olan “güven” duygusunu, “dayanışma” hissini böylesine hoyratça tüketmek, hangi vicdanın, hangi ahlakın terazisinde tartılabilir ki?
Haluk Levent, sadece bir sanatçı değildir.
Sadece bir insan da değildir. O, bu ülkede yıllardır milyonlarca çaresizin uzandığı bir elin, karanlıkta yakılan bir ışığın, “Birileri var, bizi düşünüyor” dedirten o sıcak nefesin adı olmuştur.
Depremde, selde, yangında, yoksulluğun pençesinde inim inim inlerken insanlar ona ve Ahbap’a koştu. Çünkü ona güven duyuldu. Çünkü o, “güven endeksi”nde başlarda yer aldı.
Çünkü o, artık bir hafıza olmuştu; bizden bir parça, bizim en güzel yanımızın temsilcisi olmuştu.
Şimdi o isme, o hafızaya, o güven duygusuna yönelik bir linç kampanyası yürüyor.
Haberler, manşetler, sosyal medya…
Herkes bir ağızdan konuşuyor, herkes yargıç kesilmiş. Halbuki mesele o kadar derin, o kadar hassas ki…
Evet, suç varsa elbette hesap sorulmalı, hukuk işletilmeli, adalet yerini bulmalıdır. Kimse bunu savunmuyor.
Ama Haluk Levent üzerinden, onun şahsında temsil ettiği o büyük insani duyguyu, o kardeşlik ve dayanışma ruhunu linç furyasına kurban etmek…
İşte bu, affedilemez bir yanlıştır.
Çünkü bu kampanya, artık bir kişiyi aşmıştır. Bu, milyonlarca yoksulun, çaresizin, “Uzanacak bir el var mı?” diye gökyüzüne baktığı o umut kırıntılarını da havada bırakacak bir fırtınadır.
Bir insan üzerinden bütün bir yardımlaşma iklimini zehirlemek, “Zaten kimseye güven olmaz” dedirtmek, bu ülkede yaşayan en büyük günahlardan biridir.
Çok çok üzgünüm…
Yüreğim paramparça bir halde yazıyorum bunları. Çünkü görüyorum ki, bu linç rüzgârı büyüdükçe, yarın bir yetim daha “Kimse yok mu?” diye ağladığında, bir dul kadın daha kapısına dayandığında, bir işsiz baba daha çocuklarına ekmek götüremediğinde, o eller havada kalacak.
O güven bir kere kırıldığında, bir daha kolay kolay onarılamayacak.
Düşünceniz ne olursa olsun… İster iktidar yanlısı olun, ister muhalif… İster Haluk Levent’i sever ister sevmeyin… Lütfen şunu unutmayın.
Bu ülkede hâlâ milyonlarca yoksul var. Hâlâ milyonlarca insan, bir kap sıcak çorba, bir kucak sıcak söz, bir umut ışığı bekliyor. Onları sahipsiz bırakacak, yardımlaşma duygusunu öldürecek, “İnsan insana muhtaçtır” gerçeğini yok sayacak bir atmosfer yaratmayalım.
Bir insan üzerinden milyonlarca çaresizi sahipsiz bırakacak linç kampanyalarından vazgeçin.
Suçluysa ceza verilsin. Ama o ceza, bizim en kıymetli varlığımız olan kardeşlik duygusunu, dayanışma iklimini de mahkûm etmesin.
Yüreğim yanıyor…
Ama hâlâ inanıyorum ki, bu ülkede vicdan hâlâ ölmedi. Hâlâ “biz” diyebilen, “biz” diye hissedebilen insanlar var.
O vicdana sesleniyorum: Bu elleri havada bırakmayın.
Bu umutları karartmayın.
Çünkü yarın, o yoksulun, o yetimin, o çaresizin gözlerine bakmak zorunda kalacağız.
Ve o gözlerde “Bizi de mi sattınız?” sorusunu görmek istemiyoruz.
Lütfen…
Bu günahı işlemeyin.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.