Türkiye’deki 9 yıllık istisnai durum rejimi
Türkiye'de son yıllarda ve bugün olup bitenleri anlamak için siyaset biliminde iki kavram vardır. Birisi "istisnai durum" kavramı, ikincisi ise "istenmeyen sonuçlar kanunu" kavramıdır. Dünyanın her yerinde iktidar veya muhalefetin geliştirdiği politikalar sadece onların istedikleri sonuçları doğurmaz. Şayet öyle olsaydı iktidarlar hep iktidarda kalırdı. Siyasette "istenmeyen sonuçlar kanunu" siyasi güçlere rağmen kendi diyalektiği içinde işler ve kimi sonuçlar üretir. Gezi, ilk çözüm sürecinin sonucu olarak HDP' nin yüzde 13' ü bulması, iktidarın Suriye politikası sonucu ortaya çıkan yeni Suriye, İmamoğlu operasyonu ile ortaya çıkan kitle direnişi... Daha sayılabilecek kimi sonuçlar iktidarın öngörmediği ve istemediği sonuçlardır ve buna istenmeyen sonuçlar kanunu denilir.
İkinci kavram ise "istisnai durum" kavramıdır. Bu kavram ise bir siyasi rejimde darbeye yaklaşan kriz durumunu ifade eder. Türkiye'de "istisnai durum rejimi" 15 Temmuz 2016'dan itibaren oluşmuştur. Bu rejim 2016'da "Yenikapı Ruhu" adıyla AKP, MHP, CHP, İyi Parti, Saadet Partisi, BBP ve Perinçek'in Vatan partisi tarafından kurulup onaylandı. Bugün Batıdaki eylemlerde "Kürtler nerede" diye soranlar ile, "Kürtler bir barış süreci yürütüyor" diyen iki kesimin de bu istisnai durum rejimini doğru okumadıkları kanısındayım. Bu doğru okunmadan, otoriterleşmeye karşı doğru ve tam mücadele edilemeyeceği gibi, ne demokratikleşme sağlanabilir ne de barış inşa edilebilir.
İstisnai durum rejimi, siyasi iktidarın, hukuksal düzeni siyasi rejimin ayakta kalmasını sağlamak üzere askıya aldığı dönem ve rejimin adıdır. İstisnai durum rejimine karar veren kişi, bütün iktidarların üstündeki iktidarı olan gerçek egemen güçtür. Bu rejim biçiminde egemen güç hem hukukun içindedir, hem de dışındadır. İstisnai durum rejiminin yasal-hukuksal bir tanımı yoktur. Tam olarak darbe de değildir. Devlet tarafından yürütülen bütün iktidar onun şahsında kişiselleşmiştir. Bir kişide somutlaşan bu rejim kendi kendini referans alan bir nitelikte olup, bu sıfatıyla da akıl ve mantıkla izah edilemez. Bu, egemenlik ve hukuk ile ilgili mantıklı tartışmaların bittiğine işaret eder. İstisnai durum rejimi sivil toplumun sınırlarını günbegün daraltıp, onun sınırlarına sürekli tacizde bulunur. Yeri geldiğinde bu iktidar kişi, ülkede devletin hukuksal birliğine ve meşruluğuna karar verebilen, bütün iktidarların üzerinde bir iktidar olabilen tek egemen olacaktır. Ve yine gerektiğinde başka bir istisnai durumu ilan edebilecek güçlerle donatılmış gerçek egemen olacaktır. Bu rejimde egemen kurum ile egemen kişi artık aynı yönetimdir, aynı kimliği paylaşırlar, her ikisinin de egemen kimlikleri vardır. Artık devlet aklı egemen olanın aklıdır. Çünkü devlet politikaları ve uygulamaları artık doğrudan egemen iktidarın emirleri altında olan güç ve kurumlar tarafından işletilmektedir. Saf teorik tabirlerle söylemek gerekirse, istisnai durum rejiminde iktidar, modern öncesi zamanların tipik özelliği olan biçimlerine uygun olarak kişiselleştirilir. Ve bu rejimde egemenlik resmi yada gayri resmi askeri ve güvenlik aygıtlarına giderek artan bir şekilde bel bağlar. Zira başka türlü ayakta kalmasının imkanı yoktur.
İstisnai durum rejiminin genel özellikleri bunlardır ve Türkiye'de 2016'dan beri yürürlükte olan rejim budur.
Peki istisnai durum rejimi ile mücadele hangi temellerde yürütülmelidir? İstisnai durum rejimi ile mutabakat, uzlaşma rejimin devamına ve pekiştirilmesine yardım etmekten başka bir işe yaramaz. Bu bakımdan 2016 Yenikapı Ruhu bu rejimin pekişmesindeki en önemli yapıtaşı olmuştur. Aynı şekilde bugün Kürt siyasi hareketinin yürüttüğü görüşmeler tek başına ve bu haliyle bu rejimin devamına yol açacaktır. Ve yine CHP'nin bugün ortaya attığı seçim talebi de bu istisnai durum rejimini yeniden meşrulaştırmak dışında bir işe yaramayacaktır. Aynı şekilde egemen kişi ve bu rejime karşı mücadele verilirken, demokratik muhalefetin ortak stratejik amaçları olgunlaşmadan dayatılacak karşı tekçi bir liderlik ise, bu rejimin tam olarak isteyeceği bir şey olacaktır. Çünkü böyle bir dayatma demokratik muhalefetin kırılmasına ve parçalanmasına yol açacaktır. Zaten bu yüzdendir ki egemen kişi, çoklu liderleri tek tek ekarte ederek karşısında bir tek lider bırakmak istemektedir. Bu bakımdan gerek Kürt siyasi hareketinin yürüttüğü görüşmeler gerekse de CHP'nin bugün ortaya koyduğu seçim talebi bu şartlar altında tam da istisnai durum rejiminin sürmesine yarayacak riskleri içeriyor. Bu iki mücadele kanalını da bu risklerden arındıracak şey, Öcalan'ın işaret ettiği hukuki zemin ile, Devlet Bahçeli'nin güncel olarak ortaya attığı yeni bir anayasa konusudur. İster bir barış mutabakatı olsun, isterse bir erken seçim talep etmek olsun, yapılması gereken öncelikli şey demokratik siyasi bir düzenin işleyişine yönelik siyasi meşruluğun hukuksal biçimlerini ve egemenliğin yeniden tanımını hedefleyen anayasal reform talep etmektir. Ve bu, muhalefet cephesinde bir tekçi liderlik çıkışıyla değil, çoklu liderlik vizyonuyla yapılmalıdır. Bu bakımdan her iki demokratik muhalefet kanalının birlikte, eşzamanlı olarak, yürütülen İmralı görüşmelerinin hukuki zemini oluşturma talebi ile yeni demokratik, katılımcı, egemenliğin yeniden tanımlandığı bir anayasa talebi etrafında bir araya gelmesine ihtiyaç vardır. Bu ikisi yapılmadan yapılacak uzlaşmalar veya bir genel seçim Türkiye'de istisnai durum rejimini sadece pekiştirecektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.