Süresiz nafaka kadını koruyor mu, yoksa bağımlı mı kılıyor
Süresiz nafaka tartışmaları Türkiye'de çoğu zaman kadın ve erkek ekseninde yürütülüyor. Bir taraf bunu kadınların ekonomik güvencesi olarak görürken, diğer taraf ömür boyu süren bir yükümlülük olarak değerlendiriyor. Ancak konuya yalnızca nafaka ödeyen açısından değil, nafaka alan açısından da bakmak gerekiyor.
Asıl soru şudur: Süresiz nafaka gerçekten kadınların güçlenmesini mi sağlıyor, yoksa bazı durumlarda ekonomik, psikolojik ve sosyal bağımsızlıklarını geciktiren bir mekanizmaya mı dönüşüyor?
Bu soruya duygusal yaklaşımlardan uzak, sosyolojik ve hukuki açıdan bakmak gerekir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki boşanma sonrası ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi hukuk devletinin görevidir. Özellikle çocukların bakım, eğitim ve sağlık giderleri konusunda babanın sorumluluğu hem Türk hukukunda hem de İslâm hukukunda açık şekilde düzenlenmiştir. Çocuk nafakası ile eş nafakası birbirinden farklı konulardır.
İslâm hukukunda da Osmanlı hukukunda da çocukların bakım ve geçim sorumluluğu babaya yüklenmiştir. Bu nedenle süresiz nafaka tartışmaları yapılırken çocukların haklarının zarar göreceği yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Çünkü çocuk nafakası ve iştirak nafakası, eşler arasındaki nafaka tartışmasından bağımsız bir hukuki alandır.
Süresiz nafakanın kadın açısından doğurduğu ilk sorun, ekonomik bağımsızlığın ertelenmesi riskidir.
Modern sosyal politika anlayışı, bireylerin kendi gelirlerini elde etmelerini, meslek edinmelerini ve ekonomik hayata aktif katılmalarını teşvik etmektedir. Uzun yıllar devam eden nafaka sistemleri ise bazı durumlarda çalışma hayatına dönüşü geciktirebilmektedir. Elbette her kadın için böyle bir durum söz konusu değildir. Ancak sosyal bilimler açısından bakıldığında, sürekli gelir beklentisinin bireyin ekonomik motivasyonunu azaltabileceği kabul edilmektedir.
İkinci önemli konu psikolojik bağımsızlıktır.
Boşanmanın temel amacı sona ermiş bir ilişkinin hukuken kapatılmasıdır. Buna rağmen eski eşler arasında yıllarca devam eden ekonomik bağlar, psikolojik kopuşu zorlaştırabilmektedir. Taraflar her ay birbirlerini hatırlatan bir mali ilişki içinde kalabilmekte, bu da yeni hayatın kurulmasını geciktirebilmektedir.
Psikologlar, boşanma sonrasında sağlıklı iyileşmenin önemli unsurlarından birinin bireyin kendi yaşamını yeniden inşa etmesi olduğunu belirtmektedir. Uzun süreli ekonomik bağımlılık ise bazı durumlarda bu süreci yavaşlatabilmektedir.
Üçüncü konu sosyal hayattır.
Boşanma sonrasında bireyin yeni bir çevre edinmesi, eğitim alması, meslek geliştirmesi ve sosyal yaşama katılması önemlidir. Sürekli nafaka sistemi, bazı durumlarda bireyin sosyal devlet destekleri, meslek kursları ve istihdam programları yerine mevcut gelir düzenine bağımlı kalmasına neden olabilmektedir.
Bir başka tartışma konusu da yeniden evlilik meselesidir.
Hukuken yeniden evlenmek herkesin temel hakkıdır. Ancak uygulamada bazı kadınların nafakanın kesileceği endişesi nedeniyle resmi evlilikten kaçındıkları yönünde görüşler bulunmaktadır. Bu durumun yaygınlığı ayrıca araştırılması gereken bir konu olmakla birlikte, sosyal politika açısından dikkat çekici bir tartışmadır.
Ekonomik destek mekanizmalarının bireyi evlilik yapmaktan veya yeni bir hayat kurmaktan uzaklaştırması istenen bir sonuç değildir. Sosyal desteklerin amacı bireyi güçlendirmek ve bağımsızlaştırmak olmalıdır.
Mukayeseli hukuk sistemleri incelendiğinde de benzer bir yaklaşım görülmektedir.
İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya gibi İskandinav ülkelerinde temel hedef, boşanma sonrasında tarafların mümkün olan en kısa sürede ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarıdır. Almanya ve İsviçre'de de nafaka çoğunlukla geçici niteliktedir ve çalışma hayatına dönüşü destekleyen bir araç olarak görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin birçok eyaletinde uygulanan rehabilitasyon amaçlı nafaka sistemleri de aynı mantığa dayanmaktadır.
Bu ülkelerdeki yaklaşımın temelinde kadınları korumamak değil, kadınların ekonomik olarak güçlenmesini sağlamak bulunmaktadır.
İslâm hukukunda ve Osmanlı hukukunda da nafaka, boşanma sonrası geçici mağduriyeti gidermeye yönelik bir araç olarak değerlendirilmiştir. İddet süresince nafaka verilmesi, hamilelik halinde doğuma kadar desteğin sürdürülmesi ve çocukların bakım sorumluluğunun babaya yüklenmesi bu anlayışın parçalarıdır. Ancak boşanmış eşin ömür boyu eski eşe bağlı kalmasını öngören bir sistem bulunmamaktadır.
Dolayısıyla mesele kadınları korumak ile nafakayı sınırlandırmak arasında bir tercih yapmak değildir.
Asıl mesele, kadınların ekonomik güvenliğini sağlarken aynı zamanda bağımsız bireyler olarak güçlenmelerini destekleyen bir model oluşturabilmektir.
Sosyal devlet destekleri, meslek edindirme programları, istihdam teşvikleri ve çocuklara yönelik güçlü koruma mekanizmaları ile desteklenen süreli nafaka sistemi; hem bireysel özgürlüğü hem de sosyal adaleti güçlendirebilir.
Bu nedenle süresiz nafaka tartışması, yalnızca nafaka ödeyenlerin değil, nafaka alan kadınların uzun vadeli ekonomik, psikolojik ve sosyal geleceği açısından da değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.