Mustafa Yıldız

Mustafa Yıldız

Rubicon geçildiğinde sessiz kalanlar:

Rubicon geçildiğinde sessiz kalanlar:

Bir dizide geçen kısa bir diyalog bazen yılların siyasal sürecini tek cümlede özetler. FBI: International’da CIA ajanının “Rubicon’u geçtik, artık geri dönüş yok” sözüyle, FBI ajanının Sezar hatırlatması arasında kurulan gerilim, yalnızca bir güvenlik tartışması değildir. Bu diyalog, iktidarın sınır aştığı anlarda muhalefetin ne yaptığı sorusunu da içerir.

Çünkü Rubicon yalnızca iktidarın geçtiği bir eşik değildir.

Aynı zamanda muhalefetin geçildiğini fark edip etmediğinin testidir.

Donald Trump’ın son dönemdeki uygulamaları —seçim sonuçlarını tanımama dili, yargıyı açıkça hedef alan söylemler, “devlet benim” tonuna yaklaşan açıklamalar— klasik bir Rubicon mantığını yeniden üretir:

Tehdit var.

Zaman yok.

Kurallar sonra konuşulur.

Bu söylem, artık yalnızca Amerika’ya özgü değildir. Küresel ölçekte tanıdık bir iktidar refleksidir. Ve bu refleksin en önemli özelliği şudur: İlk sınırı geçtikten sonra, bir daha “ilk” yaşanmaz.

Türkiye’de Rubicon’un sembolik ama kritik anı, 2016 yılında gerçekleşen ilk kayyum atamasıdır. O an, yalnızca bir belediyeye müdahale edilmedi. Şu mesaj verildi:

Seçilmişlik, dokunulmaz bir ilke değildir.

Bu, teknik bir idari karar değil; rejimsel bir eşikti. Çünkü ilk kez, sandıkla gelen bir yerel yönetim, sandık dışı bir yöntemle sistematik biçimde devre dışı bırakıldı. Rubicon tam olarak burada geçildi.

Ve asıl mesele şudur:

Bu geçiş, toplumun büyük bir kısmında “olağanüstü şartlar” gerekçesiyle kabullenildi.

Rubicon’un geçildiği anlarda tarih genellikle şunu sorar:

Kim dur dedi?

Türkiye’de bu sorunun cevabı rahatsız edicidir. Ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, bu ilk eşikte güçlü, sürekli ve rejimsel bir itiraz geliştiremedi.

Tepkiler vardı, ama eşik bilinci yoktu.

“Bu hepimizi ilgilendirir” denmedi.

“Bu bir istisna değil, emsal” uyarısı topluma mal edilemedi.

Oysa Rubicon’un mantığı tam da budur:

Bugün “öteki” için geçilir, yarın herkesin önüne çıkar.

Yıllar sonra oklar CHP belediyelerine döndüğünde artık Rubicon çoktan geçilmişti. Hukuki zemin hazırdı. Toplumsal alışma gerçekleşmişti. “Bu da olabilir” cümlesi normalleşmişti.

İşte Rubicon’un acı ironisi burada ortaya çıkar:

İlk geçişte sessiz kalanlar, ikinci geçişte şaşırır.

Ama tarih şaşırmaz.

Roma’da da böyle oldu. Sezar’a verilen olağanüstü yetkiler, önce “başkaları” için kullanıldı. Sonra herkes için geçerli hale geldi. Karşı çıkanlar ise artık çok geç kaldıklarını fark etti.

Trump’ın bugün dünyada yarattığı tedirginlik, Türkiye’nin 2016 sonrası yaşadıklarının bir yankısı gibidir. Fark şu:

• ABD hâlâ “Rubicon geçildi mi?” diye tartışıyor

• Türkiye ise “geçtikten sonra ne olur?” sorusunu yaşıyor

Ama her iki durumda da belirleyici olan şey liderin cesareti değil, muhalefetin refleksidir.

Rubicon’u liderler geçer.

Ama kalıcı hale getirenler, dur demeyenlerdir.

Sonuç: Rubicon Bir An Değil, Bir Testtir

Rubicon, iktidar için bir hamledir.

Muhalefet için ise bir sınav.

2016’daki kayyum kararı Türkiye’de bu sınavın yapıldığı andı. Ve sınıfın büyük kısmı o gün sessiz kaldı. Bugün yaşananlar, o sessizliğin gecikmiş yankısıdır.

Dizide FBI ajanının söylediği cümle bu yüzden önemlidir:

“Sezar Rubicon’u geçtikten sonra Roma’yı diktatörlükle yönetti.”

Ama bu cümlede eksik olan bir şey vardır.

Roma’yı yalnızca Sezar değil, ona zamanında karşı çıkmayanlar da o noktaya getirdi.

Tıpkı bu günkü gibi artık hiç bir devlet başkanı ülkesinde rahat olmayacak…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yıldız Arşivi