Yahya Öger

Yahya Öger

Diyarbakır’ı küçültmekle gündemde kalınmaz

Diyarbakır’ı küçültmekle gündemde kalınmaz

‎Bir şehrin hafızası, yalnızca taşlarına değil, o taşların üzerinde biriken asırlara yazılır. Diyarbakır, bu anlamda tartışmaya açık bir şehir değil; tartışmayı aşan bir tarihsel sürekliliğin adıdır. Üzerinden çağlar geçmiş, isimleri değişmiş ama yerleşimi hiç kopmamış, medeniyet katmanları üst üste binmiş bir şehirden söz ediyoruz. Buna rağmen bugün hâlâ “33 medeniyet” ifadesine takılıp Diyarbakır’ın tarihini küçültmeye çalışan bir dil üretiliyor. Bu dil, akademik bir titizlikten çok, hafızayı daraltma refleksidir.

‎Önce temel bir ayrımı yapmak gerekir. “Medeniyet şehri” olmak, birkaç büyük imparatorluğun adını sıralamakla açıklanamaz. Avrupa’da bu nitelendirme; kesintisiz yerleşim, çok katmanlı mimari, yazılı ve somut kültürel süreklilik gibi ölçütlere dayanır. Roma, Atina, Prag ya da Toledo bu yüzden medeniyet şehri olarak anılır. Aynı ölçütler Diyarbakır’a uygulandığında ortaya çıkan tablo son derece açıktır: Amida’dan Amid’e, Diyarbekir’den bugüne uzanan isim sürekliliği; surlar, ibadethaneler, hanlar, çarşılar, vakıflar ve su yapılarıyla desteklenen kesintisiz bir şehir hayatı.

‎Buna rağmen bazı çevrelerin “3 medeniyet, 50 küsur beylik” gibi indirgemeci formüllerle Diyarbakır’ın tarihsel derinliğini budamaya çalışması bilimsel değil, ideolojiktir. Şehir tarihi yalnızca “imparatorluk” etiketleriyle yazılmaz. Artukluların su mühendisliği ve şehircilik mirası, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kurulan vakıf ve medrese ağları, erken İslam döneminin idari ve dini düzeni bugün hâlâ Diyarbakır’ın somut dokusunda okunabiliyor. “Beylik medeniyet değildir” demek, bu izleri yok saymak anlamına gelir.

‎Diyarbakır’ın İslam tarihiyle kurduğu bağ da polemik başlığı değil, tarihsel bir vakıadır. Şehir, Hz. Peygamber’in vefatından sonra İslam dünyasının idari ve askerî ağına dâhil olmuş, Malazgirt’ten önce de bu coğrafyada önemli bir merkez hâline gelmiştir. Anadolu’daki en eski cami örneklerinden birine ev sahipliği yapan bir şehirden söz ederken, bu geçmişi gölgelemeye çalışmak ancak tartışma üretir; gerçeği değiştirmez.

‎Aynı şekilde, tarihte açıkça var olmuş “Amida” ve “Amed” adlarına bile tahammül edemeyen yaklaşımlar, meselenin tarih değil kimlik refleksiyle ele alındığını gösterir. Oysa şehir isimleri siyasi tercihlere göre seçilip silinecek semboller değil, tarihsel sürekliliğin belgeleridir. Bir ismi inkâr etmek, o dönemi ortadan kaldırmaz; yalnızca hafızayla kavga edildiğini gösterir.

‎Asıl çelişki şuradadır: Dünyanın birçok yerinde şehirler en küçük tarihsel izi bile büyüterek kültür ve inanç turizmine dönüştürmenin yollarını ararken, Diyarbakır söz konusu olduğunda var olan mirası küçültme çabası öne çıkıyor. Avrupa’da medeniyet kabul edilen ölçütler Diyarbakır’da fazlasıyla mevcutken, bizde bu ölçütlerin kendisi tartışmalı hâle getiriliyor. Bu tavır eleştirel düşünce değil, bilinçli bir hafıza daraltmasıdır.

‎Yıllarca bu şehrin hikâyesi birkaç yüzeysel klişe etrafında döndürüldü. Oysa Diyarbakır’ın tarihi, karpuza, birkaç popüler esnafa ya da gündelik polemiklere sıkıştırılacak kadar sığ değildir. Bir kentin çok katmanlı geçmişini savunmak, herhangi bir kimliği silmek anlamına gelmez; aksine hepsini birlikte görünür kılar. Diyarbakır’ı büyüten de tam olarak bu çoğulluktur.

‎“33 medeniyet” ifadesi matematiksel bir kesinlik iddiası değil, tarihsel birikimin büyüklüğünü anlatan sembolik bir çerçevedir. Bu sayıya takılıp kalanlar, rakamın temsil ettiği gerçeği—yani surlardan Hevsel’e, ibadethanelerden hanlara uzanan somut mirası—görmezden geliyor. Oysa şehir, sayılarla değil, katmanlarıyla konuşur.

‎Sonuç nettir: Diyarbakır’ın hikâyesi uydurulmaya muhtaç değildir. İnkâr edilse bile ayakta duran, belgelerle ve somut mirasla desteklenen bir sürekliliğe sahiptir. Bu şehri rakam tartışmalarıyla, isim polemikleriyle ya da ideolojik konfor alanlarıyla küçültmek, Diyarbakır’a değil; bu yaklaşımı savunanların iddiasına zarar verir. Hakikat basittir: Diyarbakır, küçültülerek değil, tarihinin bütün katmanları dürüstçe kabul edilerek anlaşılabilecek bir medeniyet hafızasıdır. Tarihle kavga eden her yaklaşım, bu şehre değil, yalnızca kendine zarar verir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi