Yahya Öger

Yahya Öger

Taht uğruna çocukları öldüren firavun ile bugünün siyaseti

Taht uğruna çocukları öldüren firavun ile bugünün siyaseti

Tarih bazen isim değiştirir, yöntem değiştirir; ama zihniyet değişmez. Kur’an’da Firavun’un en çarpıcı zulmü yalnızca iktidarı değildi. O, tahtını korumak için erkek çocukları öldürüyordu. Bir kehanetten korkuyordu: Tahtını sarsacak bir çocuk doğacaktı. Çözümü neydi? Masumları katletmek. Gücü kaybetme korkusu, onu çocuk kanına razı etti. Bugün Gazze’de öldürülen çocuklara baktığımızda, insan ister istemez şu soruyu soruyor: Tahtı koruma refleksi değişti mi? Binyamin Netanyahu’nun yürüttüğü savaş politikası, güvenlik söylemi üzerinden meşrulaştırılıyor. “Varoluşsal tehdit” deniliyor. “Ulusal güvenlik” deniliyor. Ama sonuç ne? Enkaz altından çıkarılan çocuk bedenleri.

Açlıkla terbiye edilen siviller. Kuşatma altında yaşam mücadelesi veren bir halk. Firavun da zulmünü güvenlik bahanesiyle yapıyordu. O da bir tehditten söz ediyordu. O da “düzeni koruma” iddiasındaydı. Fark ne? Firavun erkek çocukları tek tek öldürtüyordu. Bugün bombalar bunu toplu halde yapıyor. Firavun Nil’in kıyısında bunu yapıyordu. Bugün dünya bunu canlı yayın izliyor. Peki dünya ne yapıyor? Çoğu susuyor. Bazıları destek veriyor. Kimileri ise diplomatik cümlelerle vicdanını rahatlatıyor. Firavun’un zulmünü mümkün kılan yalnızca kendi iradesi değildi; ona itaat eden sistemdi. Bugün de uluslararası düzenin sessizliği, bu savaşın sürmesine zemin hazırlıyor.

Eğer adalet mekanizmaları işletilmiyorsa, eğer güç hukukun önüne geçiyorsa, o zaman modern dünyanın Firavun’dan ne farkı kalıyor? Diğer tarafta Nemrut var. Nemrut’un suçu yalnızca zalimlik değildi; kibirdi. Gücü putlaştırmıştı. İnsanlara “bana boyun eğin” diyordu. Hakikati kendi iradesine göre tanımlıyordu. Gücü kutsallaştırmıştı. Donald Trump’ın siyaset dili bu noktada dikkat çekiyor. Uluslararası kurumları küçümseyen, Birleşmiş Milletler’i işlevsiz gören, küresel sistemi kendi gücü üzerinden yeniden şekillendirmeye çalışan bir anlayış… Venezuela’ya müdahale gibi hamleler, devlet başkanını ve eşini esir aldıracak kadar ileri giden güç gösterileri, “ben yaparım olur” yaklaşımının tezahürü değil mi? Nemrut insanlara “ben de diriltir ve öldürürüm” diyordu. Bu, mutlak güç iddiasıydı. Bugün bazı liderler, ekonomik yaptırımlar, askeri müdahaleler ve küresel baskılarla devletleri hizaya sokabileceklerini düşünüyor. Fark ne? Nemrut putu açıkça kendisiydi. Bugün put daha sofistike: güç, ekonomi, askeri üstünlük, küresel nüfuz. Ama öz aynı: Gücü kutsallaştırmak. Asıl tehlike burada. Güç, adaletin aracı olmaktan çıkıp kutsal bir değere dönüştüğünde, insan hayatı ikincil hale gelir. O zaman çocuk ölümleri “kaçınılmaz zarar” olur. Müdahaleler “demokrasi getirme operasyonu” olur. Savaş “güvenlik tedbiri” olur.

Kur’an kıssalarının verdiği mesaj nettir: Zulüm ne kadar organize olursa olsun, kalıcı değildir. Firavun suda boğuldu. Nemrut bir sinekle acze düştü. Çünkü güç mutlak değildir. Ama bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sorun şudur: Musa nerede? Musa, zulmün karşısında korkmadan duran sestir. Musa, sarayın kapısına gidip hakikati söyleyen cesarettir. Bugün ne Gazze’deki çocuklar için ne de küresel güç gösterileri karşısında yeterince güçlü bir Musa sesi duyuluyor. Eğer taht uğruna çocuklar ölüyorsa, Eğer güç uğruna hakikat eğiliyorsa, Eğer dünya bunu seyrediyorsa… O zaman mesele sadece Netanyahu ya da Trump değildir. Mesele, insanlığın güç karşısındaki imtihanıdır. Firavun ile Netanyahu arasında yöntem farkı olabilir; zihniyet benzerliği tartışmaya açıktır. Nemrut ile Trump arasında çağ farkı olabilir; güç dilindeki kibir dikkat çekicidir. Ama tarih şunu öğretir: Hiçbir taht sonsuz değildir. Hiçbir put kalıcı değildir. Ve hiçbir zulüm ebedî değildir. Asıl soru şudur: Biz Musa’nın tarafında mıyız, yoksa suskun kalabalığın içinde mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi